Ege'nin Antik Öyküleri bir çırpıda okunabilen akıcı ve hatırda kalıcı bir kitap. Dıştan soğuk gibi duran, elime aldığımda elektrik alamadığım bu kitabı okurken zavallı ön yargımdan utandım; zira kitap oldukça zevkli ve eğlenceliydi.
Eskiden beri atalarımızın bize anlattığı hikayeler vardır. Peki bu hikayelerin hepsinin kitapta toplandığını söylesem. Eğer sizlerde benim gibi Ege'yi baştan sona gezmek ve tarihini bilmek istiyorsanız kesinlikle bu kitabı başucu kitabı yapmalısınız.
Ege'nin geçtiği yaşanmış ve mitolojik hikayeler derlenmiş. Bir çoğu filmlere konu olmuş, daha sonradan yazılmış fantastik hikaye ve romanlara ilham kaynağı olan hikayeler. Bunların hepsi de Anadolu'da olmuş olaylar. Yani bizim topraklarımızda, bizim tarihimizde. Olanaksız gibi görünse de, hangi destanda doğa üstü olaylara yer verilmemiş ki.
O zamanlardan kalan bir çok eser de, biz değerini bilemediğimiz için avrupalılar tarafından çalınıp müzelerine yerleştirilmiş. Demem o ki, şu tarihimize bir türlü sahip çıkamıyoruz.
Ahmet Semih Tulay'in kaleminden çıkan bu kitapla eski ,çok eski tarihlere M.Ö tarihlere gittim
Mitoloji ve tarih düşkünleri için çok güzel bir kitap.
Kitap sadece Anadolu ve özellikle Ege ile ilgili antik çağ öykülerini anlatiyorBu öykülerin bazıları yaşanmış ,bazıları mitolojik Ülkemizde antik çağın zenginliklerini zaten biliyoruz Yazarımız birçok kaynaktan araştırıp bu kitabı oluşturmuş Bu öykülerin bazıları günümüze kadar gelmiş ,bizler masal olarak dinlemişiz Ben korkarak başladığım kitabı zevkle okudum
Ihlamur ve çınar ağacına dönüşen yaşlı çift,Artemis tapınağını yakan ayakkabıcı,Yunuslu müzisyen,Denizli horozun ötüşünün hikayesi ,Kral Midas ve daha ne hikayeler hepsi kitapta .
Barışta oğullar babalarını gömerler,savaşta ise balardir oğullarını gömenler
Yaratıcı güç dünyayı olusturmak için önce boşluğu ve suyu yaratmış, sonrada toprağı. Bir gün toprağa demiş ki, şu denizi üç kez iç bakalım. Toprak birinci kez denizi içince daglar ve tepeler oluşmuş. İkinci kez içmiş Ovalar, kırlar oluşmuş üçüncü kez - ortada ne kalır bilinmez. *
Ağaçlar içinde bir tek çam ağacı kesildikten sonra ölür ve kesinlikle sürgün vermez.
Duyan kulak gören göz kadar doğruyu ögretemez
Batılıların kendilerini bağlamak için olağanüstü bir çaba gösterdikleri Hellen uygarlığı, bilinenin aksine aslında Yunanistan'da değil, Anadolu'da doğmuştur. Klasik Mitoloji'nin (ki kimileri buna Yunan Mitolojisi derler ama ben Klasik Mitoloji demeyi yeğliyorum.) en güzel öyküleri kıraç ve kayalık Yunanistan'da değil de yeşille mavinin sarmaş dolaş olduğu Batı Anadolu kıyılarında yaratılmıştır. Kaldı ki kayalığın nesine vurulup öykü yaratılacaktır ki? Atina, Girit bir de Rodos'u saymayın geriye doğru düzgün öykü kalmaz. Zaten üçünün öykü toplamı Efes ile Milet'in toplamı kadar etmez. Sonra siz bakmayın onların Yunanlılaştırma özlemlerine. Atina, MÖ 5. yy' da karanlıklar içindeyken, kadınlar ikinci sınıf insan olarak görülürken Anadolu'da kadınlar hemen her konuda söz sahibi idiler. Onlar felsefeyle uğraşıyor (Miletli Aspasia), şiir yazıyor (Lesboslu Sappho), amirallik yapıyor, ülke yönetiyorlardı (Halikarnassoslu Artemisia kardeşler). Işıklı Batı Anadolu yani Ege bilim ve kültür merkezi idi. Atina'nın alfabesi bile yokken, her şeyi tanrılara bağliyorlarken Anadolulu bilginler tanrının tek olduğunu, göksel olayların tanrıların işi olmadığını söylüyorlardı. Bu topraklardan dünyaya bilgi ve ışık saçan ünlüler vardı. İşte bu kitap ikiyüze yakın öyküyü içinde barındıran bir kitap.
kısa kısa mitolojik öykülerden oluşan bir kitap. okuması keyifli, fakat birbirleriyle ilintili bazı hikayelerin alfabetik sıraya göre değil de, art arda gelmesini isterdim.
Kitap kapağından önyargı ile yaklaştığım bir kitap ancak okudukça insanı içine çeken öykülerden oluşuyor.. Tek kötü yanı bağlantılı hikayelerin ard arda gelmiyor oluşu. Yoksa bir çırpıda okunup bitirilecek bir kitap...
Ahmet Semih Tulay, Erciş (Van) doğumlu olup, ilk ve orta öğrenimini Denizli’de tamamlayarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Bölümü’nden mezun oldu. Kütahya, Efes müzelerinde uzmanlık, Kütahya, Diyarbakır müzelerinde müdür yardımcılığı ve Afrodisias, Milet, Kırşehir müzelerinde müze müdürlüğü görevlerinde bulundu. Türkiye’nin değişik yerlerindeki kazılarda bakanlık temsilciliği ve müze kurtarma kazılarına başkanlık yaptı. 2004 yılı sonunda kendi isteğiyle emekli olduktan sonra, kuruculuğunu ve düzenlemesini yaptığı Muğla-Marmaris Halıcı Ahmet Urkay Arkeoloji ve Etnografya Müzesi’nde görev aldı. Aphrodisias (1988-1989), Aphrodisias Museum Guidance (1988), Didyma-Miletus-Priene (1995), Commagene Nemrut (2000), Genel Nümizmatik Sözlüğü (2001), Antik Öyküler (2004), Eski Eser Yağması (2007), Antika Anılar (2007) adlı kitapları yayınlandı.