Ferhat ile Şirin

Lami'i Çelebi
Tahmini Okuma Süresi:
2 sa. 57 dk.
Sayfa Sayısı:
104
Basım Tarihi:
6 Kasım 2018
Yayınevi:
Say Yayınları
ISBN:
9786050201222
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·104 syf.··
2023 136. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2023 15:06
"Onun böyle şeylere ihtiyacı yoktu çünkü asıl can hazinesini bulmuştu, aşk iksirini elde eden bir avuç toprağa mala mülke meyleder mi?" Etmez. Gerçek aşık hiç bir şeye, hiç kimseye meyletmez. Okuduğum hiç bir aşk destanında böyle bir şey görmedim. Gururundan vazgeçeni gördüm, hayal kırıklığı yüzünden ondan uzaklaşıp, Allah'a yaklaşanı gördüm, sevdiğinde ummadığı davranışlar yüzünden onunla arasına set çekeni gördüm ama mal mülk, başka yar uğruna vazgeçeni okumadım hiç. Öylelerine aşık da denmez zaten. Ferhat ile Şirin'in hikâyesinde mutlu son var. Tabi ki bana göre var. Allı pullu tepelerde başbaşa yatıyor biliyoruz onları. Ben tamamım. Amasya'da bir yerleri var. İlk gidişim çok başkaydı. İçi boş olabilir. Bana fark etmez. Sevgileri yatıyor orada. Hissetmiştim. Edebali'nin türbesinde kızının yattığı bir yer var, işte orada da bunu hissettim. İlk defa bir türbede birinin varlığını kanlı canlı hissettiğimdi. Müthiş bir duyguydu valla. Yani. Ferhat ile Şirin'in o anıtının boş olması önemli değildi. Yaşadıkları oradaydı. Hatta biri çıkıp bu insanlar aslında yaşamadı ki de diyebilir. Bana o da fark etmez. Ferhat ile Şirin benim için varlar. Oradalardı. Vuslatın bir insanla ten tene gelmek demek olmadığını öğrenmiş iki aşık benim için yaşadı ve birlikte öldü. Bunu hiç kimse değiştiremez. "İçinde aşk olmayan insanın gönlü ölmüştür. Gönül pasını ancak aşk, muhabbet siler götürür. Biri hakiki biri mecazi iki çeşit aşk olsa da, ikisi de kalbe şifadır, gönül yüzünün tutyasıdır." Ben hayatın, daha doğrusu yaradılışın ahireti kazanmaktan başka bir gayesi daha varsa onun da kendine has bir sevda yaşamak olduğunu düşünürüm her zaman. İnsan ömründe bir aşka layık olmadan, bunu yaşamadan ölüp giderse yaşadım diyebilir mi? Bence dememelidir. Hele. Ben aşığım deyip de bu duygunun
Edebiyat
Ferhat ile ŞirinLami'i Çelebi · Say Yayınları · 2018101 okunma
Düşüp Düşüp Bayılan Ferhat
Puan vermedi·104 syf.··
2021 20. kitabı
Ferhat ile Şirin beni nedense Aslı ile Kerem ya da Leyla ile Mecnun kadar etkileyemedi. Ferhat'ın hikayesinin altı bana biraz boş geldi açıkçası. Halktan kopuk bir hayata ağzında kaşıkla doğan Ferhat'ın sebepsiz yere hüzünlü olması ve onu mutlu etmek için başta babası ile tüm ileri gelenlerin seferber olmasına pek anlam veremedim. 4 mevsimi 4 farklı kasırda bir elin yağda bir elin balda yaşayıp mutsuz olmanın sebebi ne olabilir? Sonrasında gösterdiği kahramanlıklar ise çok zoraki ve önüne sunulmuş şekilde gerçekleşti. En anlam veremediğim kısım ise Şirin ile aynı yerde yan yana yaşayıp bir türlü kavuşamamalarından şikayet etmeleri. Tüm o günleri akşamları ziyafet sofralarında yemek yiyip diz dize oturarak geçirdikten sonra Şirin'e talip olan yeni biri çıkınca mesela birlikteliklerini herkesin bildiği bir ortamda ne bekliyorlar biz birlikteyiz diye ilan etmek için ya da evlenmemeleri için sebep ne? Neden Ferhat durmadan bayılıp sonra kendiliğinden ayılıp geri bayılıyor? Bu kavuşulmuş kavuşamama nedir? Okumak isteyenler için merakla beklenen bir sona sahip değil. Olaylar bir türlü akamıyor.
Ferhat ile ŞirinLami'i Çelebi · Say Yayınları · 2018101 okunma
7/10
·104 syf.··
2025 45. kitabı
Lâmî Çelebi’nin kaleme aldığı Ferhat ile Şirin, klasik aşk hikâyeleri içinde hem diliyle hem de duygusuyla öne çıkan nadide eserlerden biri. Ben okurken gerçekten çok beğendim; hem işlenen aşkın derinliği hem de anlatımın zarafeti insanı etkiliyor. Ferhat, dağları delen bir nakkaş; Şirin ise güzelliğiyle dillere destan bir hükümdar kızı. Ferhat, Şirin’e kavuşabilmek için ona dağları delmesini şart koşan ailesine rağmen yılmadan mücadele eder. Bu aşk uğruna verdiği emek, gösterdiği sabır ve sonunda yaşanan trajedi, hem kalbe dokunuyor hem de okuyana aşkın ne kadar yüce bir duygu olduğunu hatırlatıyor. Klasik edebiyatı sevmeseniz bile Lâmî Çelebi’nin yalın ama zarif üslubu sayesinde hikâye kolayca okunuyor ve sizi içine çekiyor. Hem destansı hem şiirsel bir aşk hikâyesi okumak isteyenlere bu eseri gönülden tavsiye ederim. Gerçekten, her sayfasında aşkı hissettiriyor.
1000Kitap
Ferhat ile ŞirinLami'i Çelebi · Say Yayınları · 2018101 okunma
Reklam

Yazar Hakkında

Lami'i ÇelebiYazar · 11 kitap
878 (1473) yılında Bursa’da doğdu. Asıl adı Mahmud’dur. Babası II. Bayezid’in hazine defterdarı Osman Çelebi, dedesi Yeşiltürbe’nin nakışlarını yapan Nakkaş Ali b. İlyâs Ali’dir. Gençliğinde Bursa Murâdiye Medresesi’nin hocaları olan Molla Ahaveyn ile Hasanzâde Molla Mehmed’den ders aldı. Daha sonra Nakşî şeyhlerinden Emîr Buhârî’ye intisap etti ve Bursa’nın zengin tasavvuf ve kültür ortamında tasavvuf ile edebiyatı buluşturan bir şeyh olarak yaşadı. Otuz yedi yaşında eser vermeye başlayan Lâmiî Çelebi ömrünün geri kalan kısmını yoğun bir telif ve tercüme faaliyetiyle geçirdi. İstanbul’a hiç gitmediği halde eserleriyle İstanbul edebiyat ve tasavvuf muhitlerinde tanındı. Yavuz Sultan Selim’e takdim ettiği Hüsn ü Dil sayesinde 35 akçe yevmiye ile maaşa bağlanınca yalnız ilim ve tasavvufla, eser telif etmekle uğraşarak herhangi bir resmî görev almadı. “Lâmiî’nin Hak ede rûhunu şâd” mısraının gösterdiği 938 yılında vefat ettiğinde bir tekkede şeyh olduğu mezar taşındaki “el-merhûm Şeyh Lâmiî b. Osman” ibaresinden anlaşılmaktadır. Mezarı dedesi Nakkaş Ali’nin yaptırdığı Bursa Orta Pazar Camii hazîresindedir. Hüma Hatun adlı bir hanımla evlenmiş olan Lâmiî’nin Ahmed, Mehmed ve Abdullah adlı üç oğlu ile Safiye adlı bir kızının olduğu, bunlardan Mehmed Çelebi’nin Lem‘î mahlasıyla şiirler yazdığı bilinmektedir. Emîr Buhârî’nin mânevî kişiliğiyle paralel olarak Nakşîbendîliğe olan bağlılığı, genç yaşta başlattığı şiir ve inşa çalışmalarında onu yine bir Nakşî olan Molla Abdurrahman-ı Câmî’ye yönlendirmiş ve daha sonra Câmî’nin önemli eserlerini Türkçe’ye çevirmesini sağlamıştır. Nitekim bu tercüme yoğunluğu sebebiyle bazı kaynaklar (meselâ bk. Âşık Çelebi, vr. 108b; Latîfî, s. 290) kendisini Câmî-i Rûm olarak anmış, bazısı da bu lakabı abartılı bularak şairlik yönünden Abdurrahman-ı Câmî ile kıyas edilemeyeceğini söylemiştir (Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı, s. 266-267). Lâmiî Çelebi, çok iyi bildiği Arapça ve Farsça sayesinde İslâm coğrafyasının edebiyat ve tasavvuf birikimini iyi değerlendirmiş, bilhassa Molla Câmî’nin Farsça eserlerini tercüme ederken nazım ve nesirdeki başarısının en üst seviyesine çıkmıştır. Gerek medresede öğrendiği ilimler gerek tasavvuf çevrelerinde kazandığı irfan ve olgunluk gerekse araştırmacılığı, yaptığı tercümelerin monoton çeviriden ziyade günün şartlarına göre şekillenen adaptasyon çalışmaları biçiminde yazıya dökülmesini sağlamıştır. İnzivâyı seven ağır başlı bir kişiliğe sahip bulunmasına rağmen Lâmiî Çelebi’nin tok sözlü ve hazırcevap olduğu, fikirlerinde ısrarcı, hatta zaman zaman hezliyyâta meyyal bulunduğu bilinmektedir. Lâmiî Çelebi divan edebiyatının en çok eser veren temsilcilerinden biridir. Nazım, nesir ve nazım-nesir karışık olarak telif ve tercüme ettiği kitaplarının sayısı otuzu bulmaktadır. Divan edebiyatı, o güne kadar Türkçe’de örneği bulunmayan bazı Şark mesnevilerini Lâmiî’nin kaleminden tanımış ve yine onun yaptığı tercümeler sayesinde yeni konular edinmiştir. Sanat gösterme endişesine fazla kapılmayan Lâmiî Çelebi, oluşturduğu nazım ve nesir dili sayesinde başta tasavvuf muhitleri olmak üzere ilmiye ve sanat ortamında haklı ve kalıcı bir şöhret kazanmıştır.