Bugün size anlatmaya doyamayacağım, elimden bırakamadığım ve bittikten sonra bir süre tavana bakmama neden olan o muhteşem kitabı bitirmenin verdiği o tatlı yorgunlukla geldim
Açık konuşmak gerekirse, bu kitap sadece bir aşk hikayesi değil; aynı zamanda beklentiler, gizlilikler, kariyer hırsları ve vazgeçilmez bir çekimin çarpışma anlarını izlediğiniz, nefes kesen bir drama.
Yazarın kalemi o kadar akıcı ki, sanki Sima’nın atölyesindeki o ilk pırıltıyı, Demir’in sahadaki o son deparını bizzat yaşıyorsunuz. Başrollerimiz, Sima ve Demir Kitabın en can alıcı noktası şüphesiz ki ana karakterlerimiz. Sima ve Demir bu ikili resmen birbirlerinin hem en büyük sınavı hem de en tatlı ödülü olmuşlar.
Sima o zarif, kontrollü, kendi dünyasında, Londra’da kendi mücevher markasını kurma hayali peşinde koşan o genç kadın. Sanki her şeyi ince ince planlamış, hayatını bir sanat eseri gibi titizlikle işlemiş. Ama Demir girdi ya hayatına, o incecik ipler birden kopmaya başladı. Sima’nın o dışarıdan soğuk görünen ama içten içe ne kadar tutkulu olabileceğini görmek inanılmazdı. O, kalbini açmanın, en değerli taşları tasarlamaktan daha zor olacağını öğrendi, ve biz de onunla birlikte öğrendik. Kontrolü kaybetmenin güzelliği budur sanırım
Demir Sahada fırtınalar estiren, genç yaşta zirveye tırmanan o rekabetçi yıldız futbolcu. Başarıya giden yolda çoğu şeyi arkasında bırakmış, hatta belki de en önemli duyguyu Sima'nın o yeşil gözlerinde, o karmaşık dünyasında, ilk defa durup arkasına bakma ihtiyacı hissetti. Onun gizli tutmak zorunda olduğu aşkı, o büyük baskı altında ezilmeye ne kadar dayanabilirdi ki. Demir, o klasik büyük yıldız klişesini kırıp, zaafını ve gerçek benliğini Sima’da buldu.
İlişkileri gizli başlaması, o tehlikeli ve heyecanlı ilk adımlar. Sonra o büyük skandal, her şeyi