#ebubekirkurban ile bizzat tanışmış olmasam da kitapları, yazıları ile tanıştım sayesinde. "Türkiye Sevgisi İmandandır" diyordu, "Uyandım,Allah Uykumu kabul etsin" diyordu. Gesi bağları diyordu, Yunus diyordu, Muhsin diyordu. Garip diyordu. Dünyalık olmayan her şeyden dem vuruyordu. Yazılarını, twetlerinden nasibime düşeni okur dururken "Gariplerin kitabı" adlı kitabını okumak bu geceye nasip oldu. Allah'ın boyasından, kelimelerin kalbe işlemesinden, başının dik alnının açık olmasından, beş vakit namazın sözü arıtmasından, Hamd ile Nas arasındaki manadan, sözü ertelememekten, muhabbet dilinden, gönülden bahsediyor ve:" gönlündekini unutan kimi, neyi bilebilir?
Kendine uzak olan nereye, kime yakın olabilir?
Kendine yabancı olan kime dost olabilir?" diyor sözünü sürdürüyordu Yunus'un izinden, Aşk diyordu,hayretini yitirme diyordu. Hüzün derken " hüzün elbisesiyle uçar kuşlar. "diye başlıyordu sözüne." Türkümüzdür hüzün" diye üç nokta koyup insana hüznünü sevdiriyordu. Sonra Dost'a götürüyordu sözü. Dostun yolunu anlatıyordu, garip diyordu, gurbet diyordu, "gariplik ile gurbet iç içedir." diyordu dünya hayatındatının tuhaflığından bahsettikten sonra. "annemize, sevgilimize baktığımız bir bir kalple" Yunus Emre'yi, Hacı Bektaş-ı Veliyi, çiçekleri, Doğu Türkistan'ın ve Kamboçya'nın gariplerini "sevdiğimizi hatırlatıyordu. " karıncaya ulu nazar" ile bakıyor ve baktırıyordu. Ve "gökyüzü açılır" diye başladığı sözünü " göğün merdivenlerinden" sükutu söze, ardından da hayret, kadın, çocuk, adam'ı: son sözünde: kadın Durmadan çocuğuna doğru yürür. Alemin tüm çocuklarını aynı duyguyla sever. Bir tencere bulgur pilavının koca bir aileye yettiği şu dünyada yapılan onca hesaba ve savaşa hayret eder. Sonra hangi türküleri, hangi yolları öğreteceğini düşünür çocuğuna, göğsünü yaran