"Koooğuş Kalk!
Her sabah bir diğerinin benzeri. Rutin olarak; tıraş çantası alınır, terlikler ayağa geçirilir ve lavaboya inilir. Çevredeki her bir çehre karamsar ve mutsuz görünmekte, yanıp sönen florasanlardan dolayı küfürler havada uçuşmaktadır. Kirden pas tutmuş aynalara bakılarak tıraş olunur. Aynaları, herkesin önünden bir bir kaldırsan yine de tıraşa devam edilir. Nitekim her bir hareket bir diğer gün yapılan hamlenin aynısıdır.
Daha sonra, neredeyse 2 haftadır yıkanmayan kamuflaj giyilir ve içtima düzeni alınır. Beklenen komutanın bizden tek beklentisi nizami görünüştür. Komutan her sabah bu tekdüze görüntünün düzgün ve zengin görüneceğinden bahseder. Fakat bilmez ki zenginliğin özünü tekdüze değil karmaşa oluşturur. Doğa da olduğu gibi. O yüzden askeriye boş bir düzen anlayış içinde debelenip durmaktadır. Buradaki her şey zamanın ağına takılmış, bedenen ve zihnen geri kalmış, burası hiçbir zaman düzenli ve zengin görünemeyecektir.
Ama komutan bunu önemsemez. Her sabah, bu düzen hakkında güzellemeler yapar durur. Bu düzende insanın karakterinin olgunlaşacağını ve unutulmayacak anılar edineceğimizi anlatıp durur.
Ama bilmezler ki hür bir yaşama sahip olan ve sorgulayan birey, bu yaratılan düzenden hoşlanmaz. Nizamiye kurallarının kofluğunu, komutanların yetersiz bilgi ve eğitimini, üretmekten ve sorgulamaktan uzak olan bu ortamı gözlemler ve eleştirir. Ve gözlemlediği halde susar, bilir ki burada en son izin verilecek şey eleştiridir.
Ayrıca Komutan son kez bize rütbelilere karşı yalnızca 3 kelime kullanabileceğimizi hatırlatır. Bunlar:
-Emret komutanım!
-Emredersiniz komutanım!
-Saol!
Bu durum aynı Isaac Asimov'un Ben Robot adlı eserinin girişinde yer alan 3 robot kanununu anımsatıyor.
Sorgulayan kişi, üniformanın ve rütbenin ardına gizlenen değersiz