Sevilmeyen, bastırılmış, neyi sevdiği neyden hoşlandığı empoze edilmiş bir çocuk.
Okurken annesini sarsmak isteyebilirsiniz. İstenmeyen ne varsa havuçkafa onu yapmak zorundadır. Konu ne olursa olsun ve suçlu kim olursa olsun havuçkafa suçludur.
Kısa kısa hikayeler halinde havuçkafa nın yaşadığı haksızlığa şahit oluyorsunuz. Bir bölümde de ettiği isyan içinize su serpecek. Çok beğendiğimi söyleyemem. Belki daha küçük yaşlara daha uygun olabilir, yazılış tekniği açısından.
Kitapla ve sevgiyle...
HavuçkafaJules Renard · Can Yayınları · 2022191 okunma
Jules Renard'ın, Havuçkafa adlı romanı onlarca dile çevrilerek tüm dünyada tanındı. Bunun haricinde tiyatro, sinema, televizyon dizisi, animasyon ve opera uyarlamaları da bulunan bu kült kitap,
Rahatsız edici, çok güzel bir kitap Havuçkafa. Sinirlendim, üzüldüm, bu kadar da olmaz dedim sonra oluyor işte benzerlerini hatta daha beterini kaç kez gözlemledin dedim.
İlgisiz bir baba, kontrolcü bir anne, bencil kardeşlerle büyümeye çalışan bir çocuğun hikayesi Havuçkafa. Yazarın çocukluğundan izler taşıyormuş. Havuçkafa en edilgen karakter kitapta, ailesinin ve çevresinin davranışlarıyla şekilleniyor. Cezanın, öfkenin ve çocuğun psikolojik-fizyolojik ihtiyaçlarını görmezden gelmenin sonuçları kısa kısa bölümler üzerinden çok iyi veriliyor. Örnek bir bölüm ekledim. Sevgi Soysal’ın Tante Rosa’sı da bu tarz.
Jules Renard, edebiyattaki kutsal annelik ve masum çocukluk kalıplarını yıkmayı amaçlamış. Eselerinde de acımasız karakter portreleri çizmiş.
HavuçkafaJules Renard · Can Yayınları · 2022191 okunma
Okurken hayatın acımasız gerçeklerini görüyoruz. İlgisiz bir baba her şeyi kontrol etmeye çalışan bir anne. Kendinden başka hiçbir şeyi düşünmeyen kardeşler ve Havuçkafa... Oturup saatlerce düşünülse isminin ne olduğu hatırlanmayacak kadar ikinci plana itilmiş şamar oğlanı.. Yaptığı her şeyde kusur bulunmuş, iyi olan şeylerin ondan çıkmayacağı düşünülmüş bir çocuk. Maalesef ki böyle yetiştirilen sayısız çocuk var dünyada. Bunu bilmek beni çok üzüyor. Yaramazlıklarında bile annesinin gözüne girmeye çalışmayı yaptıklarını açıklamadan yanağını uzatıp gelecek olan tokadı beklemesi çok üzücü..
Fransız edebiyatına ait bir klasik Havuçkafa. Sevgisiz bir ailede büyümeye çalışan bir çocuğun dramı, mizahi bir dille ustaca aktarılmış. Yazarın kendi çocukluğundan esinlendiğini düşününce, yaşananların gerçekliği insanı üzüyor. Öyle çok istismar edilen çocukluk dönemi var ki… Havuçkafa bir çoğundan perde aralıyor bize.
Okuması kolay, sindirmesi zor bir kitap.
Havuçkafa Lepic ailesinin son çocuğudur. Saçları kızıl, yüzü çillidir. Annesinden sevgi göremez Hayal gücü gelişmiştir. Küçük olmasından dolayı her işi abisi ve ablası ona yaptırır. Bu sevgisiz ortamda nasıl davranması gerektiğini öğrenir.
HavuçkafaJules Renard · Can Yayınları · 2022191 okunma
Tüm ikiyüzlülüklere, asla ama asla eşit olmayan şartlardaki yaşam mücadelesine şahit oldum Havuçkafa'nın. Her sayfada yine ne gelecek başına yine ne söyleyecekler diye üzülerek okudum ta kii o sayfaya kadar içim rahatladı o sayfada gerçekten. :)
Bu durumlarla karşılaşan ne kadar çocuk vardır kim bilir. Ben beğendim kitabı.
HavuçkafaJules Renard · Can Yayınları · 2022191 okunma
Havuçkafa ve onun gibi yetişen çocuklara çok üzülüyorum. Sevgi görmemek, kardeşler arası ayrımcılık çok kötü. Kitap boyunca anneye çok kızdım. Umarım bu tür sevgisizlik azalır.
HavuçkafaJules Renard · Can Yayınları · 2022191 okunma
Çocuk kitaplarını okumayı ayrı bir seviyorum gerçekten. Okurken hep zevk alıyorum ve gerçekten yazılışlarının çocuklardan çok yetişkinlere hitap ettiğini düşünüyorum. İçlerindeki derin anlamları
Havuçkafa, ailenin en küçük çocuğudur. Fakat hiçbir zaman abisi ve ablasıyla eşit haklara sahip değildir. Adı bile unutulmuştur Havuçkafa’nın.
Sevgisiz annesi, ilgisiz babası, tembel abisi ve bir de
1864'te Mayenne'de Chalons-du-Maine'de müteahhit bir baba ve işçi bir annenin dördüncü ve son çocuğu olarak dünyaya geldi. 1866'da babasının belediye başkanı seçilmesiyle aile Chitry-les-Mines'e taşındı.
Pierre-Jules 1883'te Paris'te üniversite denkliğini aldı, ama Ecole Normale Supérieure sınavına girmeyi reddetti ve bunu sonra bir yazısında, "Ben eski ekolden, okuma bilmeyenlerin ekolündenim," diye açıkladı. 1885-86 arası, Bourges'da askerlik yaptı.
Mezuniyetinden sonraki birkaç senesini ailesinden aldığı bir harçlıkla ve zamanını tamamen edebiyata adayarak geçirdi. Bu sürede okuyup yazdı, edebiyat çevresini tanımaya çalıştı ve bir roman yazmaya başladı.
1888'de Marie Morneau ile yaptığı mantık evliliği maddi durumunu iyileştirdi ve çiftin iki çocuğu oldu. 1889'da le Mercure de France adlı genç yazarlardan oluşan bir grupta aktif rol aldı. Üç yıl sonra yayımlanan ve edebi bir paraziti konu edinen hikayesi L'Ecornifleur ile başarı elde etti. Le Plaisir de rompre ve Le Pain de ménage adlı iki piyesi ün kazandı. 1900'da Jules Renard Légion d'Honneur'e layık görüldü ve belediye danışmanı oldu. İki sene boyunca gazete editörlüğü yaptıktan sonra 1904'te babası gibi belediye başkanı seçildi.
Toplumsal cehaletin ortadan kaldırılmasına ve eğitim imkanlarının yaygınlaştırılmasına eğildi. 1907'de Goncourt Akademisi'ne seçilince orada da etkin rol aldı. Dreyfus Vakası'nda Emile Zola'ya destek verdi. Victor Hugo'nun büyük bir hayranıydı. Ölümünden sonra yayımlanan (1925-1927) günlükleri dönemin edebiyat çevresini tanımada önemli bir kaynak oluşturdu.
Yazar, kalp-damar hastalığından ötürü 1910'da hayatını kaybetti.