Adı:
# Hayat
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059672023
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kutlu Yayınevi
Yakın zamana kadar on yıllar boyunca kitapçı raflarının önemli bir kısmını ne hikmetse bu toplumun değerleriyle çelişen, hatta Milletin değerlerine, inançlarına karşı açıkça savaş ilan etmiş ve bu savaşı halen devam ettiren kişilerin eserleri hep işgal etti!
Toplumun büyük bir kesimini hor gören, onları yok sayan, onlara “bidon kafalı”, “göbeğini kaşıyan adam”, “kömürcü”, “makarnacı”, “örümcek kafalı”... vb ithamlarla hakaret etmekten geri durmayan bu zihniyetteki (mankurt) yazarları, bu aziz Milletin bir ferdi olarak, bildik anlamıyla münevver veya aydın olarak kabul edebilmek mümkün değildir.
Ben, bu romanı (#hayat) kaleme alırken, onlardan daha iyisini yazacağım iddiasıyla yola çıkmış ta değilim.
Parçası olduğum sessiz yığınlara vermek istediğim mesaj şudur:
Sizin değerlerinizle savaşan sözde aydınların eserlerine mecbur değilsiniz! Bu toplumun sıradan bir neferi olan ben ve benim gibi milyonlarca insan yani sizler, aslında gönlünüzün sesini dinler ve bu sesi korkmadan, çekinmeden yazıya aktarabilirseniz çok daha güzel eserler zamanla ortaya çıkacaktır.
#hayat’ı kaleme alırken bir yazar gibi değil de, sessiz yığınların bir neferi olarak, 40 yıllık yaşanmışlıklar ve benim penceremden hayat’a bakışımı, başka bir deyişle ortalama bir hayatı, gönlümden geldiğince ve tabiki yaşadığım ve hatırladığım kadarıyla yazmaya çalıştım. Ayrıca yaşamım süresince ülkemde ve gönül coğrafyamızda yaşanan ve bende olumlu veya olumsuz izler bırakan önemli olayların detaylarına fazla girmeden bu romanda değinmek istedim.
Hayat hikâyemi anlatırken yeri geldikçe de siyasi ve sosyal olaylara ve de yakın tarihe bakış açımı da sizlerle paylaşmak istedim. Teknik bilgi gerektiren dini konularda ise işin üstatlarından alıntılar yaparak o konuları da yeri geldikçe sizlerle paylaşmaya gayret ettim. Kendimi, bilindik anlamıyla bir yazar olarak görmediğimi tekraren hatırlatmayı bir borç görüyorum ve diyorum ki ben bilindik anlamıyla “yazar” değilim. Sadece gönlünün sesini kaleme-kâğıda aktaran SEN gibi bir faniyim. Yani Yazmasaydık ANI kalacaktı, Yazdık ROMAN oldu!
Bu eserde, genel olarak hayatı/mı anlatmaya çalıştım ama çoğu okuyucum, eserin ilerleyen safhalarında “Aaa bu kitap beni mi anlatıyor!” diyeceğini düşünüyorum.
Bu eseri okurken;
Kimi zaman hüzünlenecek,
Kimi zaman şaşıracak,
Kimi zaman vay be! diyecek,
Kimi zaman gözleriniz dolacak,
Kimi zamanda tebessüm edeceksiniz,
Hatta bazı yerlerde kahkahayla güleceksiniz.
Ve son olarak, bu romanı yazmamdaki asıl ve en önemli gaye;
Kitapseverlere “Bak! Ben yazdım, istersen sen de yazabilirsin” mesajını vermektir.
Francis Bacon der ki; “Sıradan şeyleri gözünüzde büyüterek mucizevi şeylere dönüştürmeyin, bunun yerine mucizevi şeyleri sıradan şeylere dönüştürün.”
Eğer bu #hayat, bir kişinin bile kitap yazmasına vesile olursa, benim için amaç hâsıl olmuş demektir ve işte o zaman ne mutlu bana…
Yaşanırken çok uzun, Yazarken çok kısadır HAYAT!
Hayata dair etmeye çalıştık naçizane üç-beş kelâm,
İkiyüz küsur sayfalık bir roman ile ettik kırk yılımızı dostlara beyan,
Bilmeyen ne bilsin bizi, bilenlere olsun canı gönülden selâm,
Velhasıl-ı kelâm netice-i meram HAYAT çok kısa derim vesselâm.
Rabbimin lütfu keremi ve Siz KIYMETLİ Dostlarımın ilgi alâkası sayesinde #hayat
Bu malum şehirde kitap fuarları açılmaz, yazarlar gelmez. Benimde hiç imzalı kitabım olmamıştı. Sevgili yazarımız, değerli hocamız, canım abim
Halil KALKAN a hiç imzalı kitabım olmadığını söyledim. İnce ruhlu insan sağolsun hemen gönderdi. İlk imzalı kitabıma kavuşmuş oldum. Diğer yazarlarımıza da duyurulur:)

Kitabımız Karadeniz'in müthiş atmosferini içine alan otobiyografik bir roman. Karadeniz'in doğası, insanların yaşayış biçimleri, gelenek görenekleri, kültürünü anlatılıyor. Kitap son 40 45 yılı kapsıyor olsa da özellikle 1980 - 2000 yılları arasındaki Türkiye'nin gelişimi ve değişimine ışık tutmuş çok güzel vurgulamaları olan bir kitap. O senelerde yetişkin olan insanlar kendilerinden çok şeyler bulacaktır. Ayrıca ayetlerle destekli mesajlara da anlatım yönü zengin bir kitap. Adı üstünde hayatın kendisi anlatılıyor.
#hayat:
Kimi zaman düşündüren,
kimi zaman güldüren,
Kimi zaman duygulandıran bir kitap.
Herkesin kendinden birşeyler bulabileceği %100 SAMİMİ ve oldukça yalın bir dille yazılmış akıcı ve okunası bir kitap...
Bi okuyun derim
Bir bardak çayla bir solukta okunacak bir roman. Hayatı anlatıyor. Küçük bir çaycının başına gelenleri anlatıyor. Çayı anlatıyor. Çayın samimiyet demek olduğunu anlatıyor. Sanırım bu yüzden de edebi bir dille değil de samimi bir şekilde yazılmış. Gayet başarılı.
‪Bitmez tükenmez sandığın ışığın bir gün ansızın sönüverecek!‬
‪En sevdiklerin bile peşinden mezara kadar, belki gelecek!‬
‪Ölenle ölünmez, hayat devam ediyor denilip yola devam edilecek!‬
‪Emir büyük yerden, bu ten toprağa, bu can da Rabbine döndürülecek.‬
İbret alman için, caminin en manzaralı yerine koyulmuştur musalla,
Unutma! Bir gün senin için de toprağa dikilecek bir taş! Okunacak son bir sala.
ÇAY’ın Hikâyesi

ÇAY denilen şey, öyle sıradan bir şey değildir. Onun çok anlamlı bir hikâyesi var. Bir düşünün! Canlı kanlı, yeşil mi yeşil, tap-taze bir yaprak olarak deniz manzaralı bir yerde ikamet ederken, sırf sevdiği uğruna nelerden vazgeçiyor o çay adayı. Memleketinden, canından, kanından, renginden feragat edip yüksek ısılı fırınlarda ve ağır tonajlı preslerde sabırla ağır imtihanlar verdikten sonra buram buram kokan o müthiş kokusuyla sevgilisinin önüne geliyordu çay adayı.
Sevgiliyle buluşma randevusu için dalından ayrılan yaş yaprak, yıkanıp kirinden pasından arındıktan sonra, görücü usulüyle taliplilerinin önünde bir taze gelin adayı edasıyla adım adım ilerliyordu. Bu yolculuk hiç te kolay değildi. Sevgili için bir şeylerden vazgeçmesi gerekiyordu. Bu nedenle özünde bulunan %80 oranındaki suyun %50’ye düşürülmesi için 38°C sıcaklıktaki fırınlarda terleyip narinleşiyordu çay adayı.
Sevenleri için terlemeye razı olan çay, defalarca 90-135 kg’lık presler altına yatıp hücre öz suyunun kıvrılmış yapraklara yayılması ve sonrada bünyeden dışarı çıkarılması için bir de ütüleniyordu.
Çay adayının sevgiliye yolculuğu bununla da bitmiyor ve sevdiği için birde biyolojik değişikliğe uğraması gerekiyordu. Çayda istenen renk, burukluk, parlaklık, koku ve aromanın oluşması için imtihandan imtihana koşan cefakâr çay, bu seferde nem oranının %2-4 seviyelerine inmesi için yüksek sıcaklıktaki fırınlarda tekrar tekrar kurutulup adeta kavruluyordu.
Bunca imtihana rağmen yine de en sonunda elek tellerinden geçirilmek suretiyle incelik, kalınlık ve kalitelerine göre sınıflara ayrılarak sevdiceğine kavuşmak için hediye paketinde o kendine özgü mübarek kokusu ve albenisi yüksek endamıyla sevgilisini beklemeye başlıyordu çay adayı.
Peki, çay adayı (dem) böyleyken onun ayrılmaz bileşeni olan SU çok mu farklıydı. Su da dem’den farksızdı ve o da asla bencil değildi. Suyu oluşturan iki element olan hidrojen ve oksijen özü itibariyle biri yanıcı diğeri yakıcıydı. Her ikisi de kutsal bir dava uğruna ve Rabbinin “ol” emriyle bir araya gelip “ben” olmaktan vazgeçerek, demi çaya dönüştürüp sevgiliye ikram edebilmek için “biz” oluvermişlerdi.
İmtihan edilmek için gönderildin adına dünya denen bu pazara,

Biriktirdiklerini değil, sadece paylaştıklarını götürebileceksin mezara...
Geleceği düşün, geçmişten ders al ama anı değerlendirmeye koyul!
Üç günlük dünya için yamulup yumulma, dik dur, doğrul!
Geçmişin malum, geleceğin ise kocaman bir meçhul!
Bu ikisinin toplamına HAYAT diyorlar oğul.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
# Hayat
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059672023
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kutlu Yayınevi
Yakın zamana kadar on yıllar boyunca kitapçı raflarının önemli bir kısmını ne hikmetse bu toplumun değerleriyle çelişen, hatta Milletin değerlerine, inançlarına karşı açıkça savaş ilan etmiş ve bu savaşı halen devam ettiren kişilerin eserleri hep işgal etti!
Toplumun büyük bir kesimini hor gören, onları yok sayan, onlara “bidon kafalı”, “göbeğini kaşıyan adam”, “kömürcü”, “makarnacı”, “örümcek kafalı”... vb ithamlarla hakaret etmekten geri durmayan bu zihniyetteki (mankurt) yazarları, bu aziz Milletin bir ferdi olarak, bildik anlamıyla münevver veya aydın olarak kabul edebilmek mümkün değildir.
Ben, bu romanı (#hayat) kaleme alırken, onlardan daha iyisini yazacağım iddiasıyla yola çıkmış ta değilim.
Parçası olduğum sessiz yığınlara vermek istediğim mesaj şudur:
Sizin değerlerinizle savaşan sözde aydınların eserlerine mecbur değilsiniz! Bu toplumun sıradan bir neferi olan ben ve benim gibi milyonlarca insan yani sizler, aslında gönlünüzün sesini dinler ve bu sesi korkmadan, çekinmeden yazıya aktarabilirseniz çok daha güzel eserler zamanla ortaya çıkacaktır.
#hayat’ı kaleme alırken bir yazar gibi değil de, sessiz yığınların bir neferi olarak, 40 yıllık yaşanmışlıklar ve benim penceremden hayat’a bakışımı, başka bir deyişle ortalama bir hayatı, gönlümden geldiğince ve tabiki yaşadığım ve hatırladığım kadarıyla yazmaya çalıştım. Ayrıca yaşamım süresince ülkemde ve gönül coğrafyamızda yaşanan ve bende olumlu veya olumsuz izler bırakan önemli olayların detaylarına fazla girmeden bu romanda değinmek istedim.
Hayat hikâyemi anlatırken yeri geldikçe de siyasi ve sosyal olaylara ve de yakın tarihe bakış açımı da sizlerle paylaşmak istedim. Teknik bilgi gerektiren dini konularda ise işin üstatlarından alıntılar yaparak o konuları da yeri geldikçe sizlerle paylaşmaya gayret ettim. Kendimi, bilindik anlamıyla bir yazar olarak görmediğimi tekraren hatırlatmayı bir borç görüyorum ve diyorum ki ben bilindik anlamıyla “yazar” değilim. Sadece gönlünün sesini kaleme-kâğıda aktaran SEN gibi bir faniyim. Yani Yazmasaydık ANI kalacaktı, Yazdık ROMAN oldu!
Bu eserde, genel olarak hayatı/mı anlatmaya çalıştım ama çoğu okuyucum, eserin ilerleyen safhalarında “Aaa bu kitap beni mi anlatıyor!” diyeceğini düşünüyorum.
Bu eseri okurken;
Kimi zaman hüzünlenecek,
Kimi zaman şaşıracak,
Kimi zaman vay be! diyecek,
Kimi zaman gözleriniz dolacak,
Kimi zamanda tebessüm edeceksiniz,
Hatta bazı yerlerde kahkahayla güleceksiniz.
Ve son olarak, bu romanı yazmamdaki asıl ve en önemli gaye;
Kitapseverlere “Bak! Ben yazdım, istersen sen de yazabilirsin” mesajını vermektir.
Francis Bacon der ki; “Sıradan şeyleri gözünüzde büyüterek mucizevi şeylere dönüştürmeyin, bunun yerine mucizevi şeyleri sıradan şeylere dönüştürün.”
Eğer bu #hayat, bir kişinin bile kitap yazmasına vesile olursa, benim için amaç hâsıl olmuş demektir ve işte o zaman ne mutlu bana…
Yaşanırken çok uzun, Yazarken çok kısadır HAYAT!
Hayata dair etmeye çalıştık naçizane üç-beş kelâm,
İkiyüz küsur sayfalık bir roman ile ettik kırk yılımızı dostlara beyan,
Bilmeyen ne bilsin bizi, bilenlere olsun canı gönülden selâm,
Velhasıl-ı kelâm netice-i meram HAYAT çok kısa derim vesselâm.
Rabbimin lütfu keremi ve Siz KIYMETLİ Dostlarımın ilgi alâkası sayesinde #hayat

Kitabı okuyanlar 5 okur

  • DUA
  • Yakup
  • °° Vaveyla °°
  • Şiiryazar
  • Halil KALKAN

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%80 (4)
9
%20 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0