"Minerva'nın baykuşu, alacakaranlıkta uçmaya başlar."
Hegel'in bu büyüleyici deyişine sadık kalarak, bir alacakaranlık vaktinde yazmaya koyuluyorum bu satırları. Kitap bitmiş ve alacakaranlığında, Minerva'nın baykuşu uçmaya, ben eser üzerinde düşünmeye hazır bir haldeyim…
Hegel... Felsefe camiasının çalkantılı ismi. Benim için Hegel okumak, diğer felsefecilerin okumalarını daha verimli hale getirmek için zaruri bir hale gelmişti. Diğer bir okuma sebebim, onun felsefesi bir şekilde beni büyüler. Okudukça daha fazla okuma istenci oluşturan, karşı konulamaz bir cazibesi vardır. Özellikle meselelere bütüncül yaklaşması sebebiyle. Mutlağa giden yolda tüm düşünceleri nasıl ele almamız gerektiği hususunda bir kavram çıkar karşımıza: Aufheben, yani kapsayarak aşmak. Tarihin içinde olup bitmiş her düşüncenin bütünün bir parçası oluşu ve bu düşünceleri -yanlış veya doğru- dışlayarak değil, kapsayarak aşmak gerektiğine olan vurgusu beni büyüler. Buradan onun diğer bir kavramına, Diyalektiğine geçeriz. Diyalektiğini okumak ise ayrıca muazzamdır. Birlik, fark ve farktaki birlik. Yani herkesin bildiği şekliyle: tez, antitez ve sentez. Onun felsefesinde hatalar yok mudur? Fazlasıyla vardır elbette. Fakat kurmuş olduğu felsefe sisteminde onun hatalı düşünceleri de, kapsanarak aşılmak üzere beklemektedir. Yani tezleri, antitezlerinin oluşumuna vesile olmak üzere beklemektedir. Böylelikle tarih içinde akıl, mutlak tin, ilerleme kaydedecektir.
Onun metafiziği, mutlak idealizmi, teolojisi, estetiği, devleti, diyalektiği, organik dünya görüşü vb. çok aydınlatıcı bir şekilde, bağlamına uygun olarak açıklanır. Kitap boyunca Hegel'in felsefesine etki eden birçok filozof da işin içine dahil olur.
Buraya kadar biraz öznel ifadelerde bulundum ama eminim Hegel bunu sorun etmezdi. Onun