Güzide, kucağında sararmış eski bir aile albümüyle oturuyordu. Boynundaki kolye bir anda kopup yere düştüğünde, geçmişine doğru bir yolculuğa çıkacağını hissetti. Hayatı, bu eski fotoğraflardaki anılardan çok daha fazlasını barındırıyordu.
Güzide'nin babası, memleketinde artık sözü geçmeyen bir adam olunca, aile apar topar her şeyini toplayıp Ankara'ya göç etti. Güzide, ailenin son çocuğu ve istenmeyen kızı olarak dünyaya gelmişti. Abileri ve ablaları evlenip kendi yuvalarını kurarken, Güzide bu döngüyü kırmaya kararlıydı. Okumak ve meslek sahibi olmak için büyük bir çaba sarf etti.
Bir gün, ablasının evine giderken yanlışlıkla üzerine su döken bal rengi gözlere sahip Malik, Güzide'nin hayatını kökten değiştirdi. Malik, bir anda onun dünyasında vazgeçilmez bir yer edindi. Güzide, ailesi için "Güzide", arkadaşları için "Güzi" ve Malik için "Giz" di
Her ne kadar abileri, "kız kısmı okumaz" diyerek onu evlendirmek isteseler de, Güzide'nin azmi ve kararlılığı karşısında kimse duramadı. Lisenin son iki yılında ve üniversite yıllarında Malik'le yaşadığı aşk, hayatının en güzel dönemlerinden biriydi. Güzide, dediğini yapan, başı dik bir genç kadındı. Ancak, yapılan bir hata Malik ve Güzide'nin arasını açtı. Peki bu ikili, tüm zorluklara rağmen tekrar kavuşabilecek miydi?
Bu kitap, uzun süredir kitaplığımda yer alan ve okumak için doğru zamanı beklediğim bir eserdi. Sonunda okuduğumda, aile, dostluk, arkadaşlık ve mahalle sıcaklığı gibi değerlerin içtenlikle anlatıldığı sımsıcak bir hikayeyle karşılaştım.
Güzide’nin en yakın arkadaşı Duygu ve kardeşi gibi gördüğü Polat da hikayenin önemli parçalarıydı. Güzide, güçlü bir kadın olarak kendi kararlarını vermesi, hayal ettiği yerlere gidip gezmesi ve ayaklarının üzerinde durmasıyla beni etkiledi. Ancak, hikayede bazı sorunların