Hezar, farklı hayatların ve farklı seslerin kesiştiği çok katmanlı bir hikaye anlatıyor. Roman; gazeteci Reyhan, “mutlak kulak” olarak anılan ünlü orkestra şefi Ali Kemal, içine kapanık dünyasıyla Beste ve olayların peşine düşen Komiser Murat etrafında şekilleniyor. İlk bakışta birbirinden bağımsız gibi duran bu karakterler, ilerleyen sayfalarda ortak bir geçmişin ve bastırılmış gerçeklerin etrafında birbirine bağlanıyor.
Hikâye, bir gazetecilik araştırmasıyla açılıyor; zamanla bireysel hayatların ardında saklı kalan, kurumlara, sessizliklere ve görmezden gelinen gerçeklere uzanan bir yapıya dönüşüyor. Beste’nin günlüğü, karakterlerin geçmişi, Reyhan’ın araştırmaları ve Murat Komiser’in soruşturması, okuru parça parça ama giderek derinleşen bir yüzleşmeye götürüyor.
Evet, kitap çok zor bir meseleyi merkezine alıyor. Ama Hezar, “ürkütücü bir konu” başlığına sıkışıp kalmıyor. Aksine, güçlü kurgusu ve edebi diliyle okuru içine alıyor; meseleyi hayatın içinden, insanın içinden anlatıyor. İstismar ve çocuk kelimelerinin yan yana gelmemesi gerekirken, bu ülkede çocukların bizzat bu kelimelerin içinde yaşamak zorunda bırakıldığını hatırlatıyor bize. Özellikle yetim ya da öksüz çocukların, korunmaları gerekirken daha büyük karanlıklarla karşılaşmaları düşüncesi bile insanın içini ürpertiyor. Kitap kurgu olsa da, yaşadığımız coğrafyada bunun bir gerçeklik olduğunu bilmek sarsıcı.
Bu noktada Yonca hocaya ayrıca teşekkür etmek istiyorum.
Bu büyük bir yük, büyük bir cesaret. Bu ülkede yaşananlara sağır olmamayı seçmek, bu hikâyeleri yazmayı göze almak ve okuru da bu yüzleşmenin içine davet etmek…Hezar, tam da bu farkındalık hâliyle okurda kalıcı bir iz bırakıyor.
“Hezar” kitabı tüm okurlara tavsiyemdir.