Hukuk Felsefesinin Temel Sorunları

·
Okunma
·
Beğeni
·
227
Gösterim
Adı:
Hukuk Felsefesinin Temel Sorunları
Baskı tarihi:
Kasım 2010
Sayfa sayısı:
253
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054396245
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
On İki Levha Yayıncılık
Hukuk, insanın yine insan için meydana getirdiği bir yapıt ve böylece insan yaşamına büyük ölçüde etkili bir olgudur. O, varlığın var olabilmek için sahip olduğu gücün insan yaşamında egemenlik altına alınmasının bir deyimi ve görünümüdür.

Çünkü güç, sırf güç olmakla yapıcı olduğu gibi yıkıcı da olabilir. İşte akıl sahibi olan insan, doğada ve dolayısıyla kendisinde mevcut olan bu gücü var edici hedeflere yönelmek, bu yolla insanca bir dünya yaratmak üzere bir düzene sokmuş, bu düzene de hukuk adını vermiştir.

Hukuk her şeyden önce, bir kaos ortamında acımasızca yok edici bir iş görebilecek olan kaba gücün bir disiplin altına alınmasını deyimler.

Yalnız önemle belirtilmelidir ki, barış sağlamakla görevli olan bu düzen, bu hukuk, bu işlevini yerine getirmek üzere üstün gücün buyruğuna verilmiş olmayıp tersine, güç hukukun buyruğuna verilmiştir.

Hukuk, güç kavramını dışlar. Gerçi hukuk, iyi ya da kötü amaçlı her eylem için zorunlu güce her zaman muhtaçtır, fakat güç mantıken onun içeriğini belirleyemez, hukuk güce teslim edilemez. Hukukta bir meşruiyet, genel geçerlilik sorunu vardır. Meşruiyet tartışmasının dışında kalacak bir güç, insani olarak kabul edilemez.

Böyle bir gücün, hukuk olarak kabul edilmesi durumunda, güçlülerin sürekli savaşı sonucu, sürekli olması gereken hiçbir düzen ve barış kurulamaz; kendini haklı gören güç, diğer herhangi üstün bir güce de, kendine bir düzen kurma hakkını teslim etmiş demektir.

İşte, sürekli ve insanların içten kabulü ile gerçekleşecek bir barış düzeni olmakla hukuk diye adlandırılabilecek düzen, bu niteliğe sahip olmak için onun, hayvanla ortaklaşa sahip olduğumuz kaba güçten değil, insan yanımızı oluşturan akıl ve vicdandan kaynaklanması zorunlu olur.

İnsanın tinsel dediğimiz bu yanında, ide ve değerler bulunur. İnsanın bu yanını, ide ve yüksek değerler oluşturur. Bu değerlerden biri de, ahlâki değerler içinde yer alan adalettir.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Bilimler felsefe ile olan bağlarını, zarar görmeksizin koparamaz; bilimsiz felsefenin bedensiz bir ruhtan, şiir ve düşten ibaret kalacağı gibi, felsefe olmaksızın da bilimler, cansız bir bedenden ibaret kalır. Çünkü felsefe, tüm varlığa yönelik bir bilgidir; bilim de bu varlığın bir kesimini, bir görünümünü incelediğine göre onun, felsefedeki dünya görüşlerinden etkileneceği kolaylıkla kabul edilebilir.
Vecdi Aral
Sayfa 24 - On İki Levha Yayıncılık
İnsan, bir dünya ve yaşam görüşüne sahip olmaksızın edemez; hayvan olmadığına göre o, akıl ve anlam sahibi bir varlığa yaraşır biçimde, ancak dünyanın ve yaşamın anlamı üzerine bir açıklığa kavuşmakla gerçekten yaşadığının bilincine varır.
Vecdi Aral
Sayfa 24 - On İki Levha Yayıncılık
Değer kavranması olayı da bir trajedi meydana getirmektedir. Bu trajedi, insanın kendini yalnızca bir değere adamasından ve diğerlerini reddetmesinden, onlara "hayır!" demesinden oluşur. Buna göre, bir değer için "evet!" de, aynı zamanda diğerleri için bir "hayır!"gizlidir. Trajik yanın varlığı ve niteliği bununla gerçekleşir.
Vecdi Aral
Sayfa 89 - On İki Levha Yayıncılık
(...) eylemleri ile dış dünyada değişiklikler yapan, ona biçim veren ve kültürü oluşturan insanın iç dünyasının felsefe ile aydınlanmış olması, çok önemlidir. Bu iç dünya karanlık ve karışık ise, dış dünya da karanlık ve karışık olur; iç dünyanın aydınlık ve düzenli olması ile ancak, dış dünyada bir kaos değil, bir düzen, bir kozmos görünür.
Vecdi Aral
Sayfa 27 - On İki Levha Yayıncılık
(...)yanılgıya götüren bütün etkenlerden kurtulmanın biricik yolu, gerçeğe karşı duyulacak olan merak ve hayranlıktır.
Vecdi Aral
Sayfa 17 - On İki Levha Yayıncılık
Bilme ve kavrama eylemi, iki yanlıdır: Akli ve duygusal yan. Tam hakikat bize ancak, akıl ve duygu olmak üzere, her ikisi ile birlikte açılabilir. Derin bir arzu ve özlemle hakikati arayan insan, onu yalnızca kavramlar ve mantıki düşünceler içerisinde arayıp bulmaya çalışırsa, asla tam hakikate ulaşamayacağı gibi, yaşamımızı ancak yaşanmaya değer kılan, varlığın değerleri karşısında bir duygusuzluğa da düşer. Üstelik, yasa bilimlerinin konusu olan gerçekliğin (duyu organlarımızla algıladığımız varlığın) bilgisi dahi, ancak sezgive duygu ile derinleştirilebilir.
Vecdi Aral
Sayfa 9 - On İki Levha Yayıncılık

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hukuk Felsefesinin Temel Sorunları
Baskı tarihi:
Kasım 2010
Sayfa sayısı:
253
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054396245
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
On İki Levha Yayıncılık
Hukuk, insanın yine insan için meydana getirdiği bir yapıt ve böylece insan yaşamına büyük ölçüde etkili bir olgudur. O, varlığın var olabilmek için sahip olduğu gücün insan yaşamında egemenlik altına alınmasının bir deyimi ve görünümüdür.

Çünkü güç, sırf güç olmakla yapıcı olduğu gibi yıkıcı da olabilir. İşte akıl sahibi olan insan, doğada ve dolayısıyla kendisinde mevcut olan bu gücü var edici hedeflere yönelmek, bu yolla insanca bir dünya yaratmak üzere bir düzene sokmuş, bu düzene de hukuk adını vermiştir.

Hukuk her şeyden önce, bir kaos ortamında acımasızca yok edici bir iş görebilecek olan kaba gücün bir disiplin altına alınmasını deyimler.

Yalnız önemle belirtilmelidir ki, barış sağlamakla görevli olan bu düzen, bu hukuk, bu işlevini yerine getirmek üzere üstün gücün buyruğuna verilmiş olmayıp tersine, güç hukukun buyruğuna verilmiştir.

Hukuk, güç kavramını dışlar. Gerçi hukuk, iyi ya da kötü amaçlı her eylem için zorunlu güce her zaman muhtaçtır, fakat güç mantıken onun içeriğini belirleyemez, hukuk güce teslim edilemez. Hukukta bir meşruiyet, genel geçerlilik sorunu vardır. Meşruiyet tartışmasının dışında kalacak bir güç, insani olarak kabul edilemez.

Böyle bir gücün, hukuk olarak kabul edilmesi durumunda, güçlülerin sürekli savaşı sonucu, sürekli olması gereken hiçbir düzen ve barış kurulamaz; kendini haklı gören güç, diğer herhangi üstün bir güce de, kendine bir düzen kurma hakkını teslim etmiş demektir.

İşte, sürekli ve insanların içten kabulü ile gerçekleşecek bir barış düzeni olmakla hukuk diye adlandırılabilecek düzen, bu niteliğe sahip olmak için onun, hayvanla ortaklaşa sahip olduğumuz kaba güçten değil, insan yanımızı oluşturan akıl ve vicdandan kaynaklanması zorunlu olur.

İnsanın tinsel dediğimiz bu yanında, ide ve değerler bulunur. İnsanın bu yanını, ide ve yüksek değerler oluşturur. Bu değerlerden biri de, ahlâki değerler içinde yer alan adalettir.

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Şeymanur Osta
  • aydın türk

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%100 (1)
2
%0
1
%0