Edebiyat, güzel sanatların, malzemesi söz olan bir şubesidir. İnsan
topluluklarının, sözlü ya da yazılı ortamda ürettikleri, malzemesi
dil olan her şeyin edebiyatla ilgisi vardır. Her ne kadar şahsî duygu ve düşünceleri yansıtırlarsa yansıtsınlar edebî ürünler de genel
anlamda toplumsal kültürün bir parçası sayılır. Edebî ürünler,
hem yaratıldıkları toplumun bir parçası olmakla, o toplumun kültüründen izler taşır, hem de bünyelerine aldıkları unsurları taşıma
işlevlerinden dolayı kültürün tabii taşıyıcısı konumundadır.
Klasik Türk edebiyatı, Türk toplumunun, uzun asırlar boyunca
edebî zevkinin en önemli parçası olmuş, dolayısıyla Türk kültürünün de temel taşıyıcı dinamikleri arasında yerini almıştır.
Klasik Türk edebiyatı, manzum ve mensur, bünyesindeki her
türlü verimle Türk toplumunun kültürüne katkılar sunmuştur.
Klasik Türk edebiyatında, daha çok ilgi uyandırmayı başarmış
ürünler şüphesiz ki manzum olanlarıdır. Fakat bu edebiyat çerçevesinde kaleme alınmış pek çok mensur eser de bulunmaktadır.
Bunlar arasında mensur hikâyelerin, Türk edebiyatına sunduğu
katkı azımsanmayacak ölçüdedir.
Hümâyûn-nâme, Türk edebiyatının, mensur hikâye alanında ortaya konulmuş önemli örnekleri arasında yer almaktadır. Gerek
işlediği konular, gerekse bu konuların ele alınışı sırasında benimsenen üslûp eseri benzerlerinden ayırmaktadır. Hümâyûn-nâme,
Kelîle ve Dimne hikâyelerinin 16. yüzyılda yapılmış Türkçe tertuba.gov.tr
cümesidir. Eser, Hüseyin Vâiz-i Kâşifî’nin Envâr-ı Süheylî adlı
eserininin çevirisidir.
Bu çalışma, temel olarak, Filibeli Alâaddîn Ali Çelebi’nin,
Hümâyûn-nâme adlı eserinin tenkitli metnini ortaya koymayı
amaçlamıştır. Ortaya konan tenkitli metin, eserin yurt içindeki 60
eksiksiz nüshanın 53’ü, yurt dışından ise 4’ü görülerek oluşturulmuştur. Çalışma, Giriş dışında dört ana bölümden oluşmaktadır.
Giriş bölümünün birinci kısmında Filibeli Alâaddîn Ali Çelebi’nin
hayatı hakkında bilgilere yer verilmiştir. İkinci kısmında Kelîle ve
Dimne hikâyelerine kaynaklık etmiş Pança Tantra masallarının
sözlü kültür ortamından yazılı kültür ortamına geçiş aşamasında
uğradığı değişimlerin anlaşılabilmesi için “sözlü kültür” ortamı
ve “yazılı kültür” ortamı konusu değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Giriş’in üçüncü kısmında Kelîle ve Dimne hikâyeleriyle ilgili
bilgilere yer verilmiştir. Dördüncü kısmında ise Kelîle ve Dimne
hikâyelerinin Pança Tantra’dan itibaren geçirdiği tercüme serüveni kaynaklardan derlenen bilgiler bağlamında ele alınmıştır.
Çalışmanın Birinci Bölümü’nde Hümâyûn-nâme’nin kurgu ve şekil özellikleri ortaya konmaya çalışılarak eserin bölümleri ve hikâye
örgüsü ifade edilmiştir. Bu bölümün ikinci kısmında dil ve anlatım
özelliklerine geçmeden önce eserin Kul Mesûd’un Kelîle ve Dimne
tercümesiyle Kâşifî’nin Envâr-ı Süheylî adlı eseriyle ana hatlarıyla yapılan mukayesesine yer verilmiş, daha sonra da eserin dil ve
anlatım özellikleri üzerinde ana hatlarıyla durulmaya çalışılmıştır.
Çalışmanın İkinci Bölümü metinden oluşmaktadır. Bu bölümün birinci kısmında, yurt içi ve yurt dışındaki tespit edilebilen
nüshaların tavsifi yapılmaya çalışılmıştır. Hümâyûn-nâme’nin
tenkitli metni, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi 4114 nüshası
(Ü), Bulak Matbaası’nda basılan basma nüsha (B), Süleymaniye
Kütüphanesi Hamidiye 713 nüshası (H) olmak üzere toplam üç
nüshayla kurulmuştur. Üçüncü Bölüm’ün ikinci kısmında “Nüshaların Değerlendirilmesinde ve Seçiminde İzlenen Yol” başlığı
altında bu nüshaların seçilme nedenleri tartışılmaya çalışılmıştır.
Bu bölümün diğer kısımlarında ise şecereye, çeviri yazı alfabesine ve metnin yazımı sırasında dikkat edilen hususlara yer veriltuba.gov.tr
miştir. İkinci Bölümün son kısmı ise Hümâyûn-nâme’nin tenkitli
metninden oluşmaktadır. Hümâyûn-nâme’de 1863 beyitlik Farsça şiir, 143 adet Farsça mısra, 249 adet Arapça şiir ve ibare,
712 beyitlik Türkçe şiir ve 121 adet Türkçe mısra bulunduğu
görülmüştür. Farsça, Arapça şiir, mısra ve ibarelerin tamamı
okunup metin içinde transkribe edilmiş, dipnotta da anlamları
verilmiştir. Ayrıca çalışmaya, Hümâyûn-nâme’nin minyatürlü
nüshalarından olan Topkapı Sarayı Müzesi, Yazma Eserler
Kütüphanesi, Revan 843’te bulunan nüshasının minyatürleri de
dahil edilmiştir. Bu minyatürlerin altlarına minyatürü özetleyen
kısa açıklamalar eklendi ve minyatürün, nüshanın kaçıncı varağında bulunduğu belirtildi.
Bu çalışmanın gerek doktora tezi olarak hazırlanması, gerekse basımı aşamasında her türlü katkıyı sunan değerli hocam
Prof. Dr. Filiz Kılıç’a şükranlarımı sunarım. Ayrıca çalışmanın
Arapça tercümelerinde yardımlarını esirgemeyen Prof. Dr. Nurettin Ceviz’e ve Farsça tercümeleri sırasında sorularıma bıkıp
usanmadan cevap veren Yrd. Doç. Dr. Ekber Enveri’ye müteşekkirim. Çalışmanın kitap haline getirilmesi aşamasında adını
bildiğim, bilmediğim pek çok insanın emeği oldu. Bu yüzden
herşeyden önce böylesi bir projeyi hayata geçirerek Türk kültür
ve edebiyatına büyük katkılar sunan Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) başkanı Prof. Dr. Ahmet Cevat Acar’ın nezdinde
tüm TÜBA çalışanlarına; çalışmanın tezden kitaba dönüşümü
sırasında mümkün mertebe asgari hata ile okuyucuyla buluşması
için büyük gayret sarfeden Doç. Dr. Ahmet Arslantürk ve kendisinin nezdinde hakem, editör ve redaktör olarak bu çalışmaya
katkı sunan tüm herkese teşekkürü bir borç bilirim. Ve son olarak
eşim Ayşe’ye ve oğlum Göktürk’e de müteşekkir olduğumu ifade
etmeliyim. Çünkü bu çalışma onlara ayrılması gereken zamanın
çalınması sonucunda ortaya çıktı.
Tuncay Bülbül
Nevşehir