İran tarihini çok fazla merak ediyorum. Binlerce yıldır komşu olmamıza rağmen, kültürleri, tarihleri, dine bakış açıları, sosyal hareketlilikleri hakkında çok şey bilmiyoruz. Daha doğrusu ilgilenmiyoruz. Oysaki aynı coğrafyada, aynı kaderi paylaşıyoruz. Yakın zamanda İslam devrimi üzerine biraz okuma yaptıktan sonra Humeyni'yi merak etmiştim ki; iletişim yayınlarından biyografisi çıktı. Kendisi hakkında çok fazla kişisel bilgi yok maalesef. Kitapta en çok merakla okuduğum bölümler aslında Ali Şeriati ile ilgili bölümler oldu. Bu yüzden Ali Şeriati'nin de biyografisini okuyacağım en kısa zamanda. İran tarihi sonrası okuma planlarım arasında detaylı bir Şiilik ve Alevilik okuması var.
Humeyni'nin hayat hikayesinde şöyle bir ilginçlik var. Nasıl oldu da bir devrimin başına geçebildi. Türkiye, Irak ve Fransa sürgünlerinden sonra Şah'ın ülkeyi terk edişi bir fırsat yarattı. Ali Şeriati'nin suikasti, diğer mollaların geri planda kalması belki de şartları olgunlaştırdı. Büyük ümitlerle İran'ın başına geçmiş olsa da, çok büyük bir hayal kırıklığı yaşattı topluma. Binlerce yıllık aile hakimiyeti dönemi son bulmuştu İran'da. Ahamenişler, Persler, Safeviler, Kaçarlar, Pehleviler derken acaba İran üzerindeki ölü toprağı atacak mıydı? Şia'lığın o devrimci bakış açısı topluma yansıtılabilecek miydi? Ya da Hz. Ali'nin bilgisi ve adaleti? Bunların hiçbirisi olmadı. Humeyni muhalifleri susturdu, solcuları hapse attı, basın özgürlüğünü engelledi, kadınları erkeğin hakimiyetine soktu, Irak'la olan savaşı uzattı, gençleri cennet vaat ederek ölüme gönderdi. Ve ölümüyle birlikte ardında bir sürü belirsizlik bıraktı.
İran bugün hâlâ bu belirsizliğin ceremesini çekiyor. Cehalet ve gelenekler toplumu baskı altında tutmaya devam ediyor. Değişim ve reform yanlıları ara ara sesini yükseltiyor