İç Savaş II bana göre ilkinden daha güçlü bir hikâyeydi. Çünkü alt metni çok daha dolu, sürükleyici ve tahmin edilmesi zor gelişmelerle ilerleyen bir kurgusu vardı. Sayfaları çevirirken “Sonu nereye gidecek?” diye merak ederek okudum. Yine ortak tema, kahramanların bir fikir ayrılığı üzerinden ikiye bölünmesi ve bu fikirler uğruna savaşmalarıydı. Ancak bu kez tartışmanın zemini çok daha ilginçti.
Hikâyenin merkezinde, geleceği görme yeteneğine sahip yeni Inhuman Ulysses bulunuyor. Onun bu gücü sayesinde olası felaketleri önceden görmek ve engellemek mümkün hale geliyor. Daha önce “Keşke olaylar olmadan önce önlemenin bir yolu olsa” diye dile getiren Captain Marvel için Ulysses adeta bir armağan niteliğinde. Ancak işler düşündüğü kadar basit olmuyor. Bir görev sırasında, bu vizyonlardan biri yüzünden James Rhodes (War Machine) hayatını kaybediyor. Bu kayıp, hem Captain Marvel’ı hem de yakın dostu Iron Man’i derinden sarsıyor. Ancak ikisi de bu ölümün ardından farklı yollara sapıyor: Captain Marvel, geleceği önceden görüp engellemenin tek çare olduğuna inanırken; Iron Man, “Henüz yaşanmamış olaylara göre karar vermek daha büyük felaketlere yol açabilir” diyerek itiraz ediyor.
Ben açıkçası bu noktada Iron Man’in tarafındayım. Bunu en basit hâliyle şöyle açıklayabilirim: Bir falcıya gidip geleceğiniz hakkında bir şey duyduğunuzda, çoğu zaman hayatınızı buna göre şekillendirmeye başlarsınız. Belki kendi hâlinde yaşayacağınız bir hayatınız varken, bu söylenenleri gerçekleştirmek için farkında olmadan adımlar atar, sonucu kendiniz hazırlarsınız. İşte Ulysses’in vizyonları da böyleydi. Olası bir ihtimal, uğruna savaşırken gerçeğe dönüştürülüyordu. Dahası, henüz yaşanmamış bir gelecek için kahramanların tutuklanmaya çalışılması (örneğin, Spider-Man’in Captain America’yı