Bu kitabı bana (kitabın da bizzat yazarı olan) çok sevdiğim ağabeyim Harun Çelik lutfedip gönderdiğinde, kendisini eleştirip, içerik hakkında bazı konulara dikkatimi çekmişti.. İtiraf etmem gerekirse o eleştirilerden sonra biraz da olsa önyargılı bir şekilde başlamıştım okumaya.. Ama daha ilk sayfalarda önyargılarım beni yavaş yavaş terk etmeye başladı. Mesela bu kıymetli satırlardan oluşan eserin, Rachel Corrie gibi bedenini zalimin zulmüne siper eden, ne dini ne de millî bir yakınlığı olmamasına rağmen, mazlumun yanında saf tutup işgalcinin tank paletleri altında can veren bir güzel insana ithaf edilmiş olmasının beni nasıl duygulandırdığını tarif edemem.
Sanırım bundan on ila, on beş yıl önce Filistin, Kudüs ve tabiki Mescid-i Aksa konusunda Harun Ağabeyimle aşağı yukarı aynı hassasiyete sahiptim diyebilirim. Zaman içinde, Filistinli bazı örgütlerin terör örgütü pkk ve siyasi uzantısına yakınlıklarını gördükçe, bendeki hassasiyet yerini ister istemez mesafeli olmaya bıraktı. Ama tabi bu demek değil ki, Filistin halkının topraklarını işgal eden zalimlerin zulmünü alkışlarım.. Tarihi, dini, ve coğrafi yakınlıklarımız bir yana, İstiklâl şâirimizin dediği gibi, kim olursa olsun: ‘’Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu..’’ Çünkü Türk’üm ya, aksi olamaz ki.. Yüzyıl önce vatan topraklarında işgalin en acımasızını, en vahşi ve en kanlısını yaşamış bir milletin evlatları olarak, bizler için kendilerini feda eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve asil Türk milleti sayesinde bizzat yaşamamış olsak da genetik kodlarımız işgalin ne demek olduğunu hissedebiliyor. Bu nedenledir ki uçaktaki tişört eylemi de işgalin ve zulmün en katmerlisine maruz kalmış bir halkın acısını derinden hisseden bir yüreğin, tıpkı Hz.İbrahim’in ateşine su taşıyan karınca misali,