Hikayenin merkezinde, ölümcül bir hastalığa yakalanan sevdiği kadını kurtarmak için her şeyi göze alan Jack Daimon var. Jack, çaresizlik içinde North Brother Adası’nda yürütülen Avoia adlı gizli ve yüksek güvenlikli bir deneye gönüllü katılıyor. Ancak adaya adım attığı andan itibaren buranın sadece bir tedavi merkezi olmadığını, insanlık dışı deneylerin ve kendi ailesinin karanlık geçmişinin birleştiği bir cehennem olduğunu fark ediyor. Jack, zihninin derinliklerindeki labirentlerde kaybolurken hem hayatta kalmaya hem de kendi içindeki kötülükle yüzleşmeye çalışıyor.
Valla ne yalan söyleyeyim, bu kitap insanın huzurunu kaçırmak için yazılmış sanki! Öyle hadi bir çay içeyim de kafa dağıtayım diyerek okunacak bir eser değil; aksine, okurken o çay soğur gider, fark etmezsin bile.
Beni en çok vuran kısım, bilim ya da umut maskesi altında yapılan o soğuk ve korkunç deneyler oldu. Jack’in o çaresizliği, sevdiğim kadın için değer mi? sorusuyla başlayıp kendi zihninin karanlık köşelerinde kaybolması gerçekten çok etkileyici.
Bitirdiğinde elinde mutlu bir son değil de, insan doğasına dair kocaman bir huzursuzluk ve bolca düşünce kalıyor.Kesinlikle iz bırakan, sarsıcı bir yolculuk.Şimdiden keyifli okumalar dilerim.