Jozef Stalin (Söylence ve Gerçek)William B. Bland

·
Okunma
·
Beğeni
·
190
Gösterim
Adı:
Jozef Stalin
Alt başlık:
Söylence ve Gerçek
Baskı tarihi:
Mart 2009
Sayfa sayısı:
304
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756709726
Çeviri:
Garbis Altınoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Su Yayınları
Eğer insanlar -bazen yaptıkları gibi- beni "Stalinist" olarak nitelerlerse, ben, hak etmemiş olmakla birlikte bunu bir kompliman sayarım.
Başta yeni-sömürge ülkeler olmak üzere tüm dünyada her yıl on milyonlarca erkek, kadın ve çocuğun yaşadığı yoksulluğun nedeni olan kapitalist ve emperyalist sistemi yıkmak için bütün yaşamı boyunca, savaşım vermiş büyük bir ilerici kişilik olan Stalin'in anısı önünde saygı ile eğiliyorum.
Öncelikle bu kitabı daha derin incelemeden önce kitabın haksız bölümlerinin de haklı bölümlerinin de yer aldığını belirtmek istiyorum. Kitap ne ile ilgilidir? Bu kitap genel olarak Stalin'e yapılan alçak saldırıları günyüzüne kaynaklarıyla beraber ortaya çıkarıyor ve bunların asılsız olduğunu en iyi şekilde ispatlıyor. Konusu genel olarak Stalin'e atılan iftiraların derin bir incelemesi ve günyüzüne çıkartılması ile ilgilidir. İçeriğine gelecek olursak, bu kitap ilk bölümlerde daha çok ikinci dünya savaşında sovyetlerin durumu ile başlıyor sonra diğer noktalara da değiniyor. İkinci Dünya Savaşı ile ilgili Stalin'e veya sovyetlere atılan iftiraları çok güzel bir şekilde aktarmış ve zaten tarih kitabı niteliği taşıdığı için kaynakça kısmında konulara dair bir sürü kaynak bulunuyor. Stalin'e yapılan iftiralara en güzel sovyet arşivlerinden derlenen belgelerin ve farklı farklı tarihçilerin yorumlarıyla cevap verildiğini görmekteyim. Ancak bu kaynakların dışında tarihçi bu kaynaklara kendi yorumlarını da katmış. Gördüğüm kadarıyla bu belgeler ve bu alıntılarla iftiralara verilen yanıtlar gayet güzel ancak tarihçi işin içine kendi yorumunu katınca savsaklamış. Mesela kitapta parti düşmanı ve partide Stalin'e karşı tavrıyla hatta onu zehirleyip öldürdüğü düşünülen Lavrenti Beria sanki gerçek bir marksist-leninistmiş gibi yansıtılmaya çalışılmış. Partideki dost ve düşmanı ayırt edemeyen bu yazar, aynı zamanda mevcut yorumlarda Stalin'in iktidarı döneminde ülkeyi ''revizyonist çoğunluğa karşı'' ''marksist azınlığın'' yönettiğini iddia etmiş ve kollektif hareketi zedeleyerek SBKP düşmanlığını ortaya çıkarmıştır. Unutulmaması gerekir ki Stalin SBKP'nin bir genel sekreteridir ve onun sadece bir üyesidir. Onu yüceltip partiyi hiçe saymak ya da revizyonist ilan etmek kollektif hareketi zedelemektedir. Ayrıca işçi sınıfına bir çok hizmette bulunan Molotov'u ''revizyonist'' sıfatını yakıştırdığı Doğu Almanya lideri Walter Ulbricht ile arası iyi olduğu için revizyonist ilan etmektedir. Şuna değinmek isterim ki bütün Doğu Avrupa Kruşçev'in Stalin karşıtı propagandasına ayak uydurmuş haldeyken Ulbricht Doğu Almanya'yı bu propagandanın dışında tutan tek Doğu Avrupa ülkesiydi. Dolayısıyla bu liderler ve işçi sınıfına hizmetiyle bilinen önderlerin saygınlığının yok edildiği ve tam tersine parti düşmanı olan Beria'nın göklere çıkartılması da bu kitabın amacının başka olduğunu göstermektedir. Bu kitabın içeriğinde Stalin'e atılan haksız iftiralara değinilirken bir yandan da onun silah arkadaşlarını itibarsızlaştırma operasyonuna rastlanmaktadır. Bu özelliğiyle kitap, SBKP Tarihini maalesef kötü bir şekilde yansıtmaktadır. Hatta kitapta denmektedir ki, ''1980 yılına gelindiğinde aslında bütün dünya kapitalistleşmiş ve Doğu Bloğu diye bir şey kalmamıştı'' bu sözün fazlasıyla iddialı olduğunu ve yine Doğu Almanya gibi ülkelerdeki liderlerin gözardı edildiği görülmekte, bununla birlikte bütün Doğu Bloğu hiçe sayılmaktadır! Aslında kitapta kişiye tapınmadan şikayet eden yazar, kendisi Stalin'i haklı çıkartmak için onun etrafında bir kişiye tapınma oluşturarak bütün Dünya Komünist Hareketi'ni hiçe saydığı görülmektedir. Ama yazar bilmemektedir ki bu kişiye tapınma asla Stalin'i haklı gösterme çabasıyla bir tutulamaz! Stalin, kendini Dünya Komünist Hareketi'nin bir parçası olarak görmektedir. Onun tepesinde görmemektedir. Bu sebepten aslında yazar bu kitabında Dünya Komünist Hareketi'ni hiçe sayarak Stalin'i de hiçe saymıştır. Sonuç itibariyle yazarın Stalin'in haklılığını vurgulayarak çeşitli kaynak ve delillerle bunu ispatlaması gayet iyi bir şeydir ama onun dışındaki hareketi hiçe sayarak Stalin'in etrafında kendisinin de konuşmalarında hayatı boyunca reddettiği ''Kişiye tapınma'' yı oluşturarak hem marksizme hem de Dünya Komünist Hareketi'ne ihanette bulunmuştur.
Fransız yazar Henri Barbusse, Stalin'in sade yaşam tarzını şöyle betimliyor:
''Birinci kata çıkıldığında üç pencerede beyaz perdeler asılı olduğu görülür. Stalin'in evinde üç pencere var. Minik holde bir kepin altında bir çiviye uzun bir askeri pelerin asılıdır. Bu salona ek olarak üç yatak odası ve bir yemek odası vardır. Yatak odaları saygıdeğer ikinci sınıf otellerde olduğu gibi yalın bir biçimde döşenmişlerdir... En yaşlı oğul Jasheka geceleri yemek odasında yatağa çevrilen bir divanda uyur; daha küçük olanı ise minik bir girintinin uzantısı olan bir çeşit oyukta uyur...
''Stalin'in aylık kazancı, Komünist Partisi görevlilerinin aldığı maksimum aylık olan 500 rubleden ibarettir (Britanya parası olarak 20-25 pound)...
''Bu açıksözlü ve son derece zeki insan... yalın bir kişi... Onun Bay Lloyd George gibi 32 değil, sadece bir sekreteri var...
''Stalin, kendi hanesine yazılması gereken çok büyük başarılar kazanmış olmakla birlikte, sistemli bir biçimde bütün ilerlemeleri Lenin'in hanesine yazmaktadır.'' (H. Barbusse, Stalin:A New World Seen through One Man, Londra, 1935, s. vii, viii, 291, 294).
Stalin'in bir daça ya da kır evi kullandığı doğrudur; ancak, kızı Svetlana'nın anlattığı gibi onun yaşamı orda da aynı ölçüde yalındı:
''Kuntsevo'daki daçada durum farklı değildi...
''Babam zemin katta kalıyordu. O bir odada yaşar ve bütün işlerini orada görürdü. O, geceleri yatağa çevrilen bir kanepede uyurdu.'' (S. Alliluyeva, Twenty Letters to a Friend, Londra, 1967, s.28).
Arnavut lider Enver Hoca Stalin'i 'alçakgönüllü' ve 'saygılı' olarak tanımlıyordu:
''Stalin ne bir zorbaydı, ne de bir despot. O ilkeli bir insandı; o adil ve alçakgönüllüydü ve halka, kadrolara ve çalışma arkadaşlarına karşı çok nazik ve saygılıydı.'' (E. Hoxha, With Stalin: Memoirs, Tirana, 1979, s. 14-15).
İngiliz Fabyanları Sidney ve Beatrice Webb, Soviet Communism: A New Civilisation adlı anıtsal kitaplarında Stalin'in diktatörlük iktidarı uyguladığı yolundaki görüşleri şiddetle reddetmekteydiler:
''Bazen... devletin tümüyle tek bir kişinin, Jozef Stalin'in iradesine bağlı olarak yönetildiği ileri sürülmektedir.
''Öncelikle; Mussolini, Hitler ve diğer çağdaş diktatörlerden farklı olarak yasaların Stalin'e yurttaşları üzerinde herhangi bir otorite kullanma yetkisi vermediğini kaydetmek gerekir. Hatta Stalin, Amerikan Anayasasının dört yılda bir birbirlerini izleyen başkanlara verdiği geniş yetkilere de sahip değildir... Stalin... SSCB'nin Başkanı değildir ve hiçbir zaman da olmamıştır... Hatta o bir Halk Komiseri, yani bir Hükümet üyesi de değildir.. O... Parti'nin Genel Sekreteridir.'' (Sidney & Beatrice Webb, Soviet Communism: A New Civilisation, Londra, 1936, s. 431,432,433,435).
Belki Barbusse, Hoca ve Webb'lerin önyargılı tanıklar olduğu düşünülecektir. Ne var ki, Stalin'e karşı son derece eleştirel konuma olan gözlemciler de bu birincilerin tanıklığını doğrulamaktadırlar. Amerikan diplomat Joseph Davies, Stalin'in yalın ve nazik tavrı hakkında şu yorumu yapıyor:
''Kapının açılıp... Bay Stalin'in tek başına odaya girdiğini gördüğümde irkildim... Tavrı nazik ve davranış tarzı neredeyse kendini aşağılarcasına yalındı...
''O beni sıcak bir gülümsemeyle ve gerçek bir gururu içeren büyük bir yalınlıkla selamladı... Kahverengi gözleri son derece nazik ve yumuşaktı. Bir çocuk kucağında oturmak ve bir köpek ona sokulmak isteyecektir.'' (J. E. Davies, Mission to Moscow, New York, 1944, s.299-300, 311-12).
Eugene Lyons Stalin'e şu soruyu sordu:
''Siz bir diktatör müsünüz?''
''Stalin, sorunun saçma olduğunu ima edercesine gülümsedi:
'' 'Hayır' dedi yavaşça. 'Ben bir diktatör değilim. Bu sözcüğü kullananlar Sovyet hükümet sistemini ve Komünist Partisi'nin yöntemlerini anlamıyorlar. (Bizde-G.A.) herhangi bir kişi ya da kişi grubu kendisini dayatamaz. Kararlar Parti tarafından alınır ve onun organları olan Merkez Komitesi ve Politbüro tarafından yaşama geçirilir.' '' (E. Lyons, Stalin: Czar of All the Russias, Philadelphia, 1940, s.203).
Stalin'in kızı Svetlana Alliluyeva, babası hakkında yayılan hemen hemen her karalamaya inanacak kadar saftır, ama o bile kişiliğine 'tapınma' yı, Stalin'in kendisinin tezgahladığı yolundaki suçlamayı reddetmektedir:
''Bugünlerde bir yerlerde, babamın kendisini hemen hemen bir tanrı gibi gördüğüne ilişkin bir şey duyduğunda ya da okuduğumda, onu yakından tanımış olan insanların böyle şeyleri söyleyebilmeleri bile beni hayrete düşürüyor...
''O asla kendisini bir tanrı gibi düşünmedi.'' ( S. Alliluyeva, Twenty Letters to a Friend, Londra, 1967, s. 202-03, 213).
Alliluyeva, Stalin öldüğünde daçadaki hizmetçilerin duyduğu üzüntüyü anlatıyor:
''Babamın hizmetçileri olan bu adam ve kadınlar onu seviyorlardı. Onu küçük şeylerle mutlu etmek hiç de zor değildi. Tam tersine, o kibar bir insandı; kendisine hizmet edenlere karşı alçakgönüllü ve içtenlikliydi...
''Erkekler, kadınlar, herkes dört bir yanda yeniden ağlamaya başladılar...
''Hiç kimse sadakat ya da üzüntü gösterisi yapmıyordu. Hepsi de birbirlerini yıllardır tanıyorlardı...
''O odadakilerin hiçbiri onu bir tanrı ya da süpermen, dahi ya da şeytan saymıyordu. Onlar onu en temel insansal özelliklerinden, (insanların-G.A.) en iyi, hizmetçilerin yargılayabileceği özelliklerinden ötürü seviyor ve sayıyorlardı.'' (S.Alliluyeva, adıgeçen yapıt, s.20,22)
Stalin'in ölümünde onu, adli tıp deyişiyle bir 'kuşkulu ölüm' kılan bir dizi husus bulunmaktadır:
BİRİNCİSİ, Stalin (yaşamını yitirdiği-G.A.) Mart başlarının hemen öncesinde çok sağlıklı gözüküyordu:
''Ya Stalin'in kendisi? O çok iyi durumda. Morali harika. Bunlar, kendisini Şubat ayında gören üç yabancının -Arjantin Elçisi Bravo, Hindistan Elçisi Menon ve barış hareketinde aktif olarak çalışan Hintli Dr. Kitchlu- söyledikleri.'' (H.Salisbury, Stalin's Russia and After, Londra, 1952, s.157).
İKİNCİSİ, 1-2 Mart gecesi Stalin'e tıbbi müdahale yapılana kadar uzun bir süre geçti:
''Kruşçov kesin bir zaman vermiyor; ancak onun anlattıkları doktorların 2 Mart sabah saat 05:00'den çok önce geldiklerine inanmamıza olanak vermiyor. Bu, nöbetin gelişinden saatler, belki de 12 saat sonrası demek...
''O'nun, nöbetin gelmesinden hemen sonra tıbbi bakım altına alındığı doğru değil.'' (R.H. McNeal, adıgeçen yapıt, s.304).
''Stalin'e ne olduğu konusunda anlaşılmaz bir şey var. O, akşam 11:00'deki hafif yemeğini istemediği için muhafızları telaşlanmışlardı... Güvenlik görevlileri onu yerden kaldırmış ve bir divana yerleştirmişlerdi; ancak doktorlar sabaha kadar çağrılmamışlardı.
''Stalin bir günün çoğunu yardıma muhtaç durumda yatarak ve tıbbi müdahale yapılmaksızın geçirdi; ki bu da iyileştirici tedaviyi çok daha güçleştirdi...
''Neden Parti liderleri bu süreyi uzattılar? Bazı tarihçiler bunu tasarlanmış bir cinayetin kanıtı olarak görüyorlar. Abdurrahman Avtorhanov bunu Stalin'in, 1930'lardakiyle karşılaştırılabilecek düzeyde bir arındırma harekatının gözle görülür hazırlıkları içinde olmasıyla açıklıyor.''(J. Lewis & P. Whitehead, Stalin:A Time for Judgement, Londra, 1990, s.179).
ÜÇÜNCÜSÜ, O'nun, 'Moskova'daki dairesinde gerçekleştiği açıklanan', ama aslında Kuntsevo'daki daçasında gerçekleşen ölümünün duyuruluşu kasıtlı bir yalanı içeriyordu. Adam Ulam,
''...Stalin'in ölümünün koşullarına bir fesat havası damgasını vurmuştu. O'na inme indiğini belirten gecikmeli açıklama bunun, Kremlin'deki konutunda gerçekleştiğini vurguluyordu. Ne var ki, kızı Svetlana 2 Mart'ta... O'nun kır köşkündeki ölüm döşeğine çağrılmıştı... O hastalandığında Moskova'dan uzaktaydı...
''Resmi komünike Stalin'in nerede ölümcül bir inme geçirdiği ve öldüğü konusunda yalan söylemişti...
''Bu sahtekarlığın apaçık bir nedeni vardı; ardılları, nöbet geldiği zaman O'nun nerede olduğuna ilişkin doğru bir açıklama yapmanın... inmenin, (Stalin'in-G.A.) oligarklar tarafından kaçırılması ya da hapse atılması sırasında gerçekleştiği yolunda söylentilere yol açacağından korkuyorlardı. Kalabalıklar Kremlin'e akın edebilir ve babaları ve koruyucularına ne yapıldığını hesabını sormaya kalkabilirdi.'' (A.B. Ulam, adıgeçen yapıt, s. 4,700,739).
DÖRDÜNCÜSÜ, daha önce görmüş olduğumuz gibi revizyonist komplocuların Stalin'i ortadan kaldırmaları için -kendilerini koruma gibi- yeterli ve ivedi bir motifleri vardı:
''Bir çok öndegelen Sovyet devlet adamı ve yetkilisi açısından Stalin'in ölümü... tam da zamanında gerçekleşti.(O'nun ölümünün-G.A.) doğal nedenlerle gerçekleşip gerçekleşmediği ise çok daha farklı bir konu.'' (D.M.Lang, adıgeçen yapıt, s.262).
''Peki bu sadece, yazgının bir cilvesi miydi?... Bu güçlü ve yetenekli Sovyet liderlerinin ve onların ordu içindeki çalışma arkadaşlarının ellerini kollarını bağlayıp beklemiş ve hemen hemen hepsini yok edeceği kesin olan ve yavaş yavaş yaklaşan terörü durdurmak için hiçbir önlem almamış olmaları olanaklı mıydı?.. Bunun bir cinayet olduğu kanıtlanmamakla birlikte cinayet motifinin varlığı tartışma götürmez... Eğer Stalin... doğal nedenlerle öldüyse bunu, kendisine en yakın kişilerin başına gelen olayların en talihlisi olarak nitelendirmemiz gerekir.'' (H. Salisbury, adıgeçen yapıt, s.160-61).
BEŞİNCİSİ, komplocuların Stalin'in ölümünden önceki aylarda, O'nun etrafındaki savunma sistemini yıkmak için aldıkları bir dizi önleme ilişkin dolaylı kanıtları dikkate almak gerekir.Dolayısıyla, Stalin'in ölümünün üzerinden daha birkaç hafta geçmeden ortalıkta O'nun bir cinayete kurban gittiğine ilişkin söylentilerin dolaşmaya başlaması şaşırtıcı sayılmamalı:
''Başta Gürcistan'da olmak üzere (pek çok yerde G.A.), Stalin'in zehirlendiği yolunda söylentiler yaygınlaştı.'' (W. Laqueur, adıgeçen yapıt, s.151).
Stalin'in eski koruma görevlisi Vlasik'in görevden alınmasının ardından Moskova'dan ayrılması sırasında Stalin'in oğlu Vasili'nin şöyle bağırdığı anlatılmıştı:
'' 'Onlar O'nu öldürecekler! O'nu öldürecekler!' (Vasili-G.A.) 'Onlar' derken... Politbüro'nun diğer üyelerini ve 'O' derken de babasını kastediyordu.'' (P.Deriabin, adıgeçen yapıt, s.321).
''Stalin'in oğlu Vasili gelip gidiyor ve 'Orospu çocukları, babamı öldürdüler' diye bağırmaya devam ediyordu.'' (D. Volkogonov, adıgeçen yapıt, s.774).
Alkolik olmasına rağmen Vasili bu suçlamaları kamu önünde yapmayı sürdürünce Nisan 1953'de, kızkardeşi Svetlana'nın dediği gibi 'kendisini izole etmek amacıyla' tutuklandı:
''Babamın ölümünden sonra o (Vasili- Editör)... tutuklandı. Bunun nedeni onun, hükümeti tehdit etmesi, etrafındaki bir çok kişiye 'babam rakipleri tarafından öldürüldü' türünden şeyler söylemesiydi;
bu yüzden onu izole etmeye karar verdiler. Kendisi 1961'e kadar hapiste kaldı.. ve çok geçmeden öldü.'' (S. Alliluyeva, Only One Year, Londra, 1969,s. 202)
''O (Vasili-G.A.) babamızın 'zehirlendiği' ya da 'öldürüldüğü'ne inanmıştı. Cenazenin kaldırılmasına kadar geçen sürede o... hükümeti, doktorları ve gözüne çarpan herkesi babama yanlış tedavi uygulamakla suçladı... 18 Nisan 1953'te kendisini tutukladılar...'' (S.Alliluyeva (1969), s.222-23, 224, 228).

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Jozef Stalin
Alt başlık:
Söylence ve Gerçek
Baskı tarihi:
Mart 2009
Sayfa sayısı:
304
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756709726
Çeviri:
Garbis Altınoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Su Yayınları
Eğer insanlar -bazen yaptıkları gibi- beni "Stalinist" olarak nitelerlerse, ben, hak etmemiş olmakla birlikte bunu bir kompliman sayarım.
Başta yeni-sömürge ülkeler olmak üzere tüm dünyada her yıl on milyonlarca erkek, kadın ve çocuğun yaşadığı yoksulluğun nedeni olan kapitalist ve emperyalist sistemi yıkmak için bütün yaşamı boyunca, savaşım vermiş büyük bir ilerici kişilik olan Stalin'in anısı önünde saygı ile eğiliyorum.

Kitabı okuyanlar 5 okur

  • Hasan Yıldırım
  • Tukama
  • Sosyaldeli
  • ukala filozof
  • Arda Çolakoğlu

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%66.7 (2)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%33.3 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0