Kaf Dağı'nın ÖtesiLütfü Köselioğlu

·
Okunma
·
Beğeni
·
230
Gösterim
Adı:
Kaf Dağı'nın Ötesi
Baskı tarihi:
Haziran 2000
Sayfa sayısı:
536
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754708127
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Lütfü Köselioğlu, yitip gitmekte olan –vallahi “korunmaya alınması” gereken!- bir insan türünü temsil ediyor: “Dürüst bürokrat.” Ve yine nesli tükenen bir başka insan türünü: Karşısına gelen insanları çektirttiği filmlere bakarak değil yüzlerine, hallerine bakarak değerlendiren, elinde ne imkân varsa onunla sağaltmaya çalışan bir “hekim”. Kitap, Köselioğlu’nun anılarından, tecrübelerinden öte, Türkiye’ye az emeği geçmemiş bu insan türlerine tanıklık ediyor. Bu anı kitabının, 1920’lerin sonlarından 1960’lara kadar olan bölümünün, toplumsal tarihimizin üzerine pek az kaynak bulunabilecek köşelerine, bucaklarına ışık tuttuğunu söyleyebiliriz. 1920’lerin, 1930’ların Mesudiye’si ve Ordu’su üzerinden, Cumhuriyet’in ilk yıllarının taşra hayatıyla (geçim, eğlence, kültür, ahlâk...) ilgili zengin gözlemler okuyabiliyoruz. Sonra, kısa ama zengin gözlemlere bezenmiş,1940’ların başları Ankara’sı ve savaş yılları... 1940’lı yıllar boyunca İstanbul’da üniversite öğrenciliği tecrübesi: hoca tiplemeleri, yurt arkadaşlıkları, dernekçilik... Köselioğlu’nun 1950’lerle birlikte Zonguldak ve Sungurlu’da başlayan “acemi hekimlik” tecrübesi, hem taşrada hekim-hasta ilişkileri hakkında, hem de yine memleket taşrası hakkında ilginç manzaralar sunuyor. (Arada da bir “parça” var: Ezeli-ebedi “mantığıyla” asker-hekimlik...) Ardından, kitabın toplumsal-gündelik hayat tarihi açısından en bereketli bölümlerinden biri geliyor: Mardin’de beş yıllık devlet hastanesi hekimliği. 1957-62 döneminin Güneydoğu’sunun toplumsal hayatının, sorunlarının, çelişkilerinin, beri yandan “memur gerçeği” açısından meşhur “Şark hizmeti”nin hal-i pür melalinin net bir fotoğrafı var bu 85 sayfalık uzun bölümde. Kitabın 1930’lardan 1960’lara uzanan ve 250 sayfayı aşan bu kısmı, Türkiye’nin toplumsal değişimi içinde halk-devlet ilişkilerine damgasını vuran nice “informel” bağı, töreyi, yol-yordamı da çırılçıplak gözler önüne seriyor. Özellikle de, “benim memurum işini bilir” adabının ilk örneklerini... Bu ilk kısımda, elbette hekimlik pratiklerine, hekimlik “ahlâkına” ilişkin de çok fazla gözlem ve ciddi bir özeleştiri var. Modern tıbba ilişkin “halk cahillikleri”ni açıkça istismar edenlerin utanç verici hikâyeleri ve “halk cahillikleri”nin kat kat üstüne çıkan hekim cahillikleri! Özeleştirinin yanısıra, müthiş imkânsızlıklar içinde canını dişine takarak insanları iyileştirmeye çalışan üstad-hekimlere methiyeler de var.
Hekimliğimizin toplumsal tarihiyle ilgili gözlemler, Köselioğlu’nun yıllar süren kanserle mücadele tecrübesi içinde yoğunlaşıyor. 1960’ların ortalarından itibaren Türkiye’de sağlık bürokrasisinin –genel olarak bürokrasinin encamını da örnekleyen- iç düzeninin röntgen filmi çekiliyor bu bölümlerde. Ta 12 Eylül darbesi dönemine, o dönemin –uzun!- uzatma senelerine kadar...
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Kitaba henüz alıntı eklenmedi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kaf Dağı'nın Ötesi
Baskı tarihi:
Haziran 2000
Sayfa sayısı:
536
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754708127
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Lütfü Köselioğlu, yitip gitmekte olan –vallahi “korunmaya alınması” gereken!- bir insan türünü temsil ediyor: “Dürüst bürokrat.” Ve yine nesli tükenen bir başka insan türünü: Karşısına gelen insanları çektirttiği filmlere bakarak değil yüzlerine, hallerine bakarak değerlendiren, elinde ne imkân varsa onunla sağaltmaya çalışan bir “hekim”. Kitap, Köselioğlu’nun anılarından, tecrübelerinden öte, Türkiye’ye az emeği geçmemiş bu insan türlerine tanıklık ediyor. Bu anı kitabının, 1920’lerin sonlarından 1960’lara kadar olan bölümünün, toplumsal tarihimizin üzerine pek az kaynak bulunabilecek köşelerine, bucaklarına ışık tuttuğunu söyleyebiliriz. 1920’lerin, 1930’ların Mesudiye’si ve Ordu’su üzerinden, Cumhuriyet’in ilk yıllarının taşra hayatıyla (geçim, eğlence, kültür, ahlâk...) ilgili zengin gözlemler okuyabiliyoruz. Sonra, kısa ama zengin gözlemlere bezenmiş,1940’ların başları Ankara’sı ve savaş yılları... 1940’lı yıllar boyunca İstanbul’da üniversite öğrenciliği tecrübesi: hoca tiplemeleri, yurt arkadaşlıkları, dernekçilik... Köselioğlu’nun 1950’lerle birlikte Zonguldak ve Sungurlu’da başlayan “acemi hekimlik” tecrübesi, hem taşrada hekim-hasta ilişkileri hakkında, hem de yine memleket taşrası hakkında ilginç manzaralar sunuyor. (Arada da bir “parça” var: Ezeli-ebedi “mantığıyla” asker-hekimlik...) Ardından, kitabın toplumsal-gündelik hayat tarihi açısından en bereketli bölümlerinden biri geliyor: Mardin’de beş yıllık devlet hastanesi hekimliği. 1957-62 döneminin Güneydoğu’sunun toplumsal hayatının, sorunlarının, çelişkilerinin, beri yandan “memur gerçeği” açısından meşhur “Şark hizmeti”nin hal-i pür melalinin net bir fotoğrafı var bu 85 sayfalık uzun bölümde. Kitabın 1930’lardan 1960’lara uzanan ve 250 sayfayı aşan bu kısmı, Türkiye’nin toplumsal değişimi içinde halk-devlet ilişkilerine damgasını vuran nice “informel” bağı, töreyi, yol-yordamı da çırılçıplak gözler önüne seriyor. Özellikle de, “benim memurum işini bilir” adabının ilk örneklerini... Bu ilk kısımda, elbette hekimlik pratiklerine, hekimlik “ahlâkına” ilişkin de çok fazla gözlem ve ciddi bir özeleştiri var. Modern tıbba ilişkin “halk cahillikleri”ni açıkça istismar edenlerin utanç verici hikâyeleri ve “halk cahillikleri”nin kat kat üstüne çıkan hekim cahillikleri! Özeleştirinin yanısıra, müthiş imkânsızlıklar içinde canını dişine takarak insanları iyileştirmeye çalışan üstad-hekimlere methiyeler de var.
Hekimliğimizin toplumsal tarihiyle ilgili gözlemler, Köselioğlu’nun yıllar süren kanserle mücadele tecrübesi içinde yoğunlaşıyor. 1960’ların ortalarından itibaren Türkiye’de sağlık bürokrasisinin –genel olarak bürokrasinin encamını da örnekleyen- iç düzeninin röntgen filmi çekiliyor bu bölümlerde. Ta 12 Eylül darbesi dönemine, o dönemin –uzun!- uzatma senelerine kadar...

Kitap istatistikleri