Bugün bizler, Marx'ın bilimsel sosyalizmin kurucusu olduğunu, onun toplumsal, siyasi görüşlerini biliyoruz. Fakat Marx'ın kendisi hakkında pek şey bilmiyoruz. Bu bağlamda denebilir ki, Marx'ın açtığı ufuk sayfaları "kendi"sini bastırdı, geri plana itti. Bu noktada kitabı yardımcı olarak gördüm.
Kitap, Marx'ın en büyük kızı Jenny'in iki nesil sonraki soyundan gelen Robert-Jean Longuet tarafından kaleme alınmış. Adından da anlaşılacağı gibi, kitap Marx'ın hayatını anlatıyor, belli bir yönüyle.
Belli bir yönüyle vurgusu tamamen bana ait. Çünkü kitapta yoğun nokta Marx'ın çalışma tutkusu, belli etmediği duyguları ve insani ilişkileri üzerineydi.
Bu açıdan beni en çok etkileyen şeylerden biri Marx'ın düşüncelerine ev sahipliği yapan, onu düşünsel olarak ilerleten yollar oldu.
Marx önce hukuk eğitimine başlamış, daha sonra aklındaki bitmek bilmeyen sorular ve Hegel'den etkilenmiş olması nedeniyle hukuğu bırakıp felsefe öğrenimine başlamıştır. Bu sıralarda Marx'ın düşünsel dönüşümünde sanatın rolü yoğunluk kazanmıştır. Çünkü Marx derslerinden kalan boş vaktinin neredeyse bütününü okuyarak, tiyatroya giderek, çeşitli faaliyetlerdeki kulüplere katılarak geçirmektedir. Katıldığı bu kulüplerde pek çok siyasi, sosyal, felsefik konuşmalar yapmıştır. Burada tanıştığı farklı görüşlerdeki entelektüel insanlardan etkilenmiş ve bu onu tekrar çeşitli okumalar yapmaya itmiştir. İlgilendiği okumaların çeşitliliği, onu yoğun araştırmalara, karşılaştırmalara ve eleştirilere yöneltmiştir. Aşk hayatıysa onun aslında her zaman içinde var olagelen başka bi' yönünü öne çıkarmıştır, şiir yazma yetisini.
Marx'ın aşık hali de onun karakterini ve yaşamını şekillendiren önemli etkenlerden biridir. Marx'ın hayat arkadaşı Jenny'e ömrü boyunca duyduğu aşk, onun aslında yaşama tutkusunu beslediği,