‘Mesut Bey müziği anlamaya doğmuştu.’
Dürdane Hanım ise Mesut Bey’i sevmeye.
.
Radyonun ilk zamanlarında, bir kız çocuğunun ele avuca sığmaz heyecanı onunkisi.
Kulağından kalbine incecik bir sızı.
Sonra bedenine,şimdi’sine sığmayıp,bu dünyadan ötekine taşan bir sevda.
Ama bu sevdanın rengi ne kırmızı ne kara.. Safi bir mavi. Zorluklara rağmen göğe bakmaktan yorulmayan ve umudunu yitirmeyen.
.
Dürdane Altan ile Mesut Cemil Bey’in gerçekliğinin şeffaf sınırlarında, parmak ucunda ilerleyen hikayesini fısıldıyor Gül İrepoğlu.
Perdeyi araladığımızda güneş gibi doğan şarkılar da var bu kitapta..Safiye Ayla örneğin.. Müzeyyen’siz tutku olur mu? O da giriveriyor tavrına hayran olunarak..
.
Kaybettiğimiz ne çok şey var.
Ama aşk.. O kaybedilenlerin en büyüğü.
.
‘Koşa koşa Gül bahçesine vardım. Gül topluyordum. Fakat bahçe sahibinden de korkup durmaktaydım.Derken ondan tatlı bir ses duydum: Güle ne hacet,ben sana bahçeyi bağışladım.’
.
Yetkin Başarır çalışması olan kapak tasarımı, kitabı okumadan da gülümsetmişti yüzümü ancak kitabı okuduktan sonra daha da anlamlandı
Maalesef ki okumasam da olurdu hatta vakit kaybiydi dedirten bir roman olduYazarın bir kaç kitabını daha tavsiye üzerine aldım, umarım onlar böyle değildir.
Romanı henüz bitirdim. Teknik açıdan ilk kez rastladığım; romanın yazılma sürecinin de kimi yerlerde esere serpiştirildiğini görmek tuhaf ama farklı oldu. Kurgu hoşuma gitti, hüzünlü bir aşk hikâyesi. Dürdane Hanım’ın kendi isteğiyle Gül İrepoğlu tarafından romanlaştırılmış. Yazar romanın esas kahramanlarından Dürdane Hanım’la yaptığı görüşmelerde onun Mesut Cemil ile yaşadığı unutulmaz aşkı dinlemiş, karşılıklı mektupları görmüş, okumuş, yeri gelmiş birlikte ağlamışlar… Gül İrepoğlu bence günümüzün önemli yazar ve araştırmacılarından biri. Ayrıca İrepoğlu kimi yerlerde kendi hayatıyla Dürdane Hanım’ın hayatını da mukayese ediyor. Bilhassa eserin son bölümünde yazdığı mektup çok çok duygusal ve samimi… Okunmasını tavsiye ederim.
Gül İrepoğlu'ndan yine mükemmel bir roman okudum... Hatta şöyle söyleyebilirim ki romanın içindeki romanı okudum. Nasıl mı?
Şöyle ki; Gül İrepoğlu'nun yazmış olduğu "Kavuşmak"adlı roman esasında bize Dürdane Hanım'ı ve Mesut Cemil Bey'in aşkını anlatır. Fakat kurguda kitabımız şöyle başlar. Bir yazarımız var, bu yazarımız Dürdane Hanım'ın yanına giderek onun hikayesini dinler. O hikayeyi kaleme alacağı zaman kendi yaşadıklarına döner. Çünkü Dürdane Hanım'ın anlattıkları yazarın da yaşamış olduğu ve o duyguları tattığı anılardır.
Genelden bahsedecek olursak Dürdane Hanım konservatuar seramik bölümüne başladığı zaman Türk musikisi hocası olan Mesut Bey ile tanışır. Daha sonra kendisi de aynı bölüm olan Türk musikisine geçer - sonra hoca olacaktır-. Dürdane Hanım ilk başta platonik şekilde Mesut Bey'e şiirler yazar ve ona gönderir. Daha sonraki zamanlarda Mesut Bey hem bu şiirlere hem de bu duygulara karşılık verir. Oysa biliriz ki Mesut Bey evlidir ve şunu da biliriz ki Mesut Bey oldukça çapkındır. İşte Dürdane Hanım bu iki özelliği bile bile ona aşık olmaya devam eder. Yeri gelir bu yasak aşk onu üzer, yaralar fakat yine de Mesut Bey'inden vazgeçmez... Çünkü ondaki öyle bir aşktır ki Mesut Bey öldüğü zaman ondan ayrı kalmamak için kendi mezarını tam yanına yaptırır ve Dürdane Hanım vefat ettiğinde bedenleri yan yana yatar.
Bu romanda genel olarak "AŞK" duygusunu en derinlere kadar hissederiz. Fakat bu duygunun yanında bize eşlik eden iki lezzet daha vardır. Birisi şiir, birisi şarkılar...
Satır aralarında karşımıza çok sık şiirlerden parçalar yâhut şarkılar çıkar. Kitabın en arkasında bulunan "Romandaki Müzik Parçaları" bölümü bize romandan kalan güzel bir hatıra olur.
Kitapta bütünüyle ele alırsak, birçok değerli isime yer verilmiş. Müzik alanında detaylı dipnotlar edindim.. Ben romanı zaman tüneli olarak değerlendiriyorum. O dönemleri görme isteğimi tekrar tekrar çağrıştırdı. Kesinlikle verimli ama ne beklediğinize bağlı.. Kişisel yorumum Dürdane hanım’ın Mesut Cemil bey’e hayran olduğunu ve asla aşık olmadığı kanaatindeyim.. Çok acıdır ki, bu adam için koca bir ömür.. Okumaya değer.
Yazarın bu kitabı, bir "nevi şahsına münhasır" olarak karşımıza çıkıyor. İlk kitabı olan "Gölgemi Bıraktım Lâle Bahçelerinde" adlı kitabından beri, "aşkı renklerle anlatma" düşüncesi, burada da devam etmiş. Üstelik burada, kahramanların birer musikiperver olmasından ötürü, aralarındaki aşkı, müzikle/musikiyle süslemiş.
Kitabın anlatımında sık sık kendi aşkına da yer vermiş yazar. Bu sebeple "okumaktan en zevk aldığım Gül İrepoğlu kitabı" oldu.
Kitabın sonuna, romanda geçen müzik parçalarının konulması da çok iyi olmuş. Kitabı bir de o parçalardan birini ya da birkaçını dinleyerek okuyun derim. (Benim favorim: "Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır")
Kitabı okuduktan sonra aşka bakışınız değişecektir belki. Hele hele şarkıların aşklar, aşkların şarkılar gibi çabuk tüketildiği bu 21. asırda.
Gül İrepoğlu Türk sanat tarihçisi, akademisyen, yazardır.
18 - 20. yüzyıllarda resim sanatı, doğu ile batının sanatsal ilişkileri ve ayrıca mücevher tarihi alanlarında çalışmaktadır. UNESCO'da aktif görevler üstenmiştir. İlhamını tarihten alan romanlar yayımlamıştır.
Hayatı;
1956 yılında İstanbul'da doğdu. İlköğrenimini. 1967'de Sultanahmet İlkokulu'nda, ortaokul ve lise eğitimini 1974'te İstanbul Erkek Lisesi'nde, yükseköğrenimini 1979'da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi' Mimarlık Yüksek Okulu'nda tamamladı.
Akademiden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Estetik ve Sanat Tarihi Kürsüsü'nde asistan ve doktora öğrencisi olarak akademik kariyerine başladı. Doktora eğitimini 1984'te Feyhaman Duran üzerine hazırladığı teziyle tamamladı. 18 - 20. yüzyıllarda resim sanatı, doğu ile batının sanatsal ilişkileri ve ayrıca mücevher tarihi alanlarında çalıştı ve yayınlar yaptı. 1991'de Sanat Tarihi doçenti, 1997'de Sanat Tarihi profesörü unvanını aldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Genel Sanat Tarihi Anabilim Dalı'nda 26 yıl hizmetten sonra üniversiteden 2005 yılında emekli oldu.
TRT 2 televizyon kanalında 2005-2006 sezonunda haftada bir yayımlanan "Şehir-Mekan" ve 2006-2007 sezonunda "Sanat-Mekan" adlı kültür-sanat programlarını hazırlayıp sunmuştur.
2006-2012 arasında da UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Yönetim Kurulu Üyesi ve Somut Kültürel Miras İhtisas Komitesi Başkanı olarak görev yaptı. 2007-2009 arasında TAÇ Vakfı'nın (Türkiye Anıt Çevre Turizm Değerlerini Koruma Vakfı) yönetim kurulu başkanı ve mütevelli heyeti başkanlığını yürüttü.
2003 yılında yayımlanan Gölgemi Bıraktım Lale Bahçelerinde adlı ilk romanından itibaren tarihte yaşanmış hikâyeler, İstanbul'un çeşitli dönemleri ve Topkapı Sarayı’ndaki yaşam üzerine kurgulanmış romanlar yayımladı.