Akademik çalışmam gereği Murathan Mungan’ın teknik olarak tarzını bilsem de yazardan okuduğum ilk romandı 995 km oldu. Kara polisiye türüne karşı ön yargılarım olsa da yazarın başarılı kurgusu yargılarımı yıktı diyebilirim. Diyarbakır’da başlayan macera Antep, Adana, Mersin ve en sonunda Alanya’da biter. Zaten roman adını iki şehir arasındaki mesafeden almıştır. Diyarbakır’da faili meçhul bir cinayet işlenir. Bu kişinin adını bilmesek de roman boyunca pek çok özelliğini tanıyabilme fırsatı yakalayabilmekteyiz. İçinde büyük bir Allah sevgisiyle ibadetlerini her koşulda yapmaya özen gösteren kahraman için romanda “Serikanlıydı, ona verilmiş görevin ağırlığını omuzlarında, sorunluluğunu kalbinde duyuyordu. Şu fani dünyada üstlendiği görevin anlamının, öneminin farkındaydı.” şeklinde belirtilmiştir. Eserde anlatılan Saim Baran cinayeti, kahramanın nihai dava uğruna işlediği 41. cinayetidir. “Yaptığımız her şeyi bilerek mi yapıyoruz sanki? Saim Baran’ı niye öldürdüğünü kendi de bilmiyor.” ifadesinden sonra kahramanın ne yapıyorsa Allah rızası için, Allah’ın izni ve içinde bulunduğu Cihad’ın Askerleri için yaptığı belirtilmektedir. Cihad’ın Askerleri’nin felsefesi ise herkesi –berduşları da başıboşları da -imana ve İslam’a kazandırmaktır -ama güzellikle ama zorla-. Bu sebeple akıl hocalarının kökünün tez vakitte kurutulması gerektiğini düşünürler. Kahraman yolculuk boyunca pek çok kişilerle hemhâl olur ve nihayet Alanya'ya gelir fakat geldikten birkaç gün sonra abisinin öcünü almaya çalışan Göktürk tarafından sabah namazında seccadedeyken öldürülür. Zaten Allah'a olan bağından dolayı seccadede can vermeyi isteyen kahraman ne yazık ki kendisinin başkalarına yaşattıklarını kendisi yaşamıştır.
Romanın yapısından bahsedecek olursam I ve II şeklinde iki bölümden oluşmaktadır