Soru şu;
“Ya bir sabah uyanıp gelecekte olacak 100’den fazla olayı kesin olarak bilseydim… ne yapardım?”
İşte kitap tam olarak bu sorunun peşinden gidiyor. Hikaye, çok sıradan bir hayat yaşayan bir müzisyenin bir sabah rüyasında gelecek yıla ait 108 kehanet görmesiyle başlıyor. İlk bakışta kulağa inanılmaz geliyor ama asıl merak uyandıran kısım bundan sonra başlıyor. Bu bilgiyle ne yaparsın? Herkesi kurtarmaya mı çalışırsın, yoksa bunu bir güce mi dönüştürürsün?
Kitap ilerledikçe olaylar küçük küçük değil, adeta çığ gibi büyüyor. Bir noktadan sonra sadece bir adamın hikayesini değil, dünyanın kaderini etkileyebilecek kararları okumaya başlıyorsun. En etkileyici taraflarından biri de şu. Hikaye sana sürekli “doğru olan ne?” sorusunu sorduruyor. Çünkü bazen iyi bir şey yapmak isterken bile zincirleme kötü sonuçlar doğabiliyor. Okurken ister istemez kendini ana karakterin yerine koyuyorsun ve “Ben olsam farklı davranır mıydım?” diye düşünüyorsun.
Dili akıcı, temposu yüksek ve bölümler genelde merak duygusunu diri tutacak şekilde bitiyor. Hani bazı kitaplarda “bir bölüm daha okuyayım” dersin ya, bunda o his çok güçlü. Özellikle gerilim ve “ya böyle olsaydı?” fikrini sevenler için çok sürükleyici. Öte yandan kitap sadece aksiyon değil; kader, özgür irade, bilginin gücü ve sorumluluk gibi konuları da arka planda sürekli hissettiriyor.
Kısaca, bu kitap sana sadece bir hikaye anlatmıyor; aynı zamanda zihninin bir köşesine şu fikri bırakıyor.
Geleceği bilmek aslında bir hediye mi, yoksa ağır bir yük mü?
Ve en tehlikelisi… geleceği bildiğinde onu değiştirmeye çalışır mıydın?