Eveeet seriye hızla devam ediyoruz... Serinin 2. Kitabı Gözyaşları dağları.
İlk kitapta temelleri atılan evreni hem genişletiyor hem de karartıyor. Artık hikayenin karakterleri çoğalıyor. Kalbiya ve Kartal. Kartal Kalbiya'nın yaşadığı köye geliyor ve tüm hikaye böyle başlıyor. Evlenip mutlu bir yuva kurma hayali olan Kalbiya ard arda ölümlerden sonra yalnız kalıyor... Hikayenin devamında Kalbiya'yı çok başka şeyler bekliyor.
Romanın devamı, Nefkar, Sezas ve Samtuzala gibi kadim varlıkların “Dalus” için yaptıkları mezar ve bu mezarın mühürlenişiyle başlıyor. Bu başlangıç, hem mitolojik hem de simgesel bir ağırlık taşıyor: ölüm, zaman ve mekanın üç ayrı boyutu burada birbirine bağlanıyor. Üstelik bu mühürler, sadece bir bedeni değil, insanlığın bilmekten korktuğu bir hakikati de saklıyor.
Yazarın anlatımı bu kez daha yoğun ve olgun. “İnsanoğlunun öğrendiği ilk isimlerin yazılı olduğu yapraklar” ya da “rüzgâr düğümü çiçeklerinden çıkan görünmezlik tozu” gibi imgeler, hem şiirsel hem de sembolik bir derinlik yaratıyor. Bu yönüyle kitap, yalnızca bir fantastik macera değil; dilin, bilginin ve varlığın kökenine dair felsefi bir okuma sunuyor.
İlk kitapta daha çok kahramanın bireysel sorgularına tanık olurken, Kurgan 2'de evrenin yasaları, kaderin işleyişi ve “temizlik için yaratılmış gölge” gibi kavramlar üzerinden daha kozmik bir anlatı kuruluyor. Dalus’un yeniden uyanışı ya da efendisini arayışı, hem mitolojik hem de varoluşsal bir felaketin sembolü gibi işlenmiş.
Yazarın dili yine sade ama atmosferi güçlü. Betimlemeler ölçülü, diyaloglar felsefi alt tonlar taşıyor. Okur, zaman zaman soyut kavramların arasında kaybolsa da bu belirsizlik kitabın ruhuna uygun düşüyor; çünkü Kurgan 2 açık anlamlardan çok sorgulama hissi bırakıyor.
Sonuç olarak, Kurgan 2 serinin hem