Nedir bu başlık.? Meramımı anlattığımda anlaşılabileceğini düşünüyorum..
*
İster kabul edelim, ister etmeyelim; insan denilen varlık, doğduğu toprağa göre şekilleniyor. Doğduğumuz coğrafya, sonrasında aile, sonrasında çevre, sonrasında toplum ve elbette bu aile, çevre, toplumun sahip oldukları üzerinden bize verdikleri eğitim. Ve ortaya bir ''biz'' ya da tekil haliyle bir ''ben'' çıkıyor. ''Biz'' burada bana çok daha mantıklı geliyor. Çünkü, bunca bileşenin neticesinde bir tekillikten söz edilemez kanımca. ''Ben'' ''ben olmaktan çok uzaktır.
Edinilmiş, öğrenilmiş bir öğretiler silsilesinden ortaya çıkan birey, kendi olmaktan çok, o bileşenlerin toplamıdır.
O halde, ''ben'' nasıl olunur.? Olmak gerekli midir.? Önemli midir.?
Benim dünyamda, evet.! Ben, başkalarından önce, kendi gerçekliğimi, kendi değerlerimi, beni ben yapacak her türlü etmeni arayıp bulup, bu dünyadaki varlığımı öncelikli olarak kendime kanıtlamak istiyorum. Ki, ''ben'' olayım. Bunun da okumaktan, araştırmaktan, düşünmekten başka bir yolu olmadığının farkındayım.
Burada bir çelişki mi var.? Hani ben, ben olacakken; bir insana -veya topluma- benzemek gibi, yine yolum, kitaplar aracılığıyla insanlara çıkmıyor mu.? İnsanların bana empoze etmeye çalıştıklarını, kitaplar da yapmıyor mu.? Arada çok önemli bir fark var bana göre. Ben, kendi ilgi alanlarım üzerinden, okuyacağım kitapları seçme ve ikinci aşamada -gerçekten bir şeyleri çözümleme gayretindeysem- o seçtiklerimi olduğu gibi alıp özümsemek yerine, akıl süzgecimden geçirme şansına sahibim. Bunu, insanlarla, toplumlarla da yapamaz mıyım.? Bana göre, hayır. Çünkü birebir ilişkilerde, bir tarafın diğer tarafı, kendi düşünceleriyle manipüle etme çabaları, beni tam da rahatsız eden bu. İşte bu yüzden, sağlam, özgün ve tarafsız kaynaklarla yola çıkmak,