Lügatli Tefsirî Meal (Kur'an'ın Anlaşılmasına Doğru)

·
Okunma
·
Beğeni
·
70
Gösterim
Adı:
Lügatli Tefsirî Meal
Alt başlık:
Kur'an'ın Anlaşılmasına Doğru
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
686
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944457095
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kelam Yayınları
686 syf.
·Beğendi·10/10
Kitabımız Kuran-ı Kerim'in Türkçe çevirisi, bir şey demeye gerek yok. Bu kitabın özel oluşu bir lugat yani sözlük içeriyor olması. Ayrıca isminden anlaşılacağı gibi Tefsir-i Meal. Bir dilin başka bir dile %100 çevrilemeyeceğni, kelimelerin tam karşılıklarının, tek bir kelimede bulunmadığını araştırıp bulabilirsiniz. Yazarın iddiası, ''böyle çok anlamlı kelimeler ile dolu Kuran'ı çevirmek için iyi Arapça ve Türkçe biliyor olmalısınız, Kuran'nın da tamamına hakim olmalısınız.'' Meal tam çözüm değil anlamak için, ya da birden fazla meal ile çalışmak lazım. Ama Lugatlı Tefsir-i Meal ile anlama daha çok yaklaşabilirsiniz. Araştırmacılar, Akademisyen ve öğrenciler için bulunmaz bir nimet.
Cum’a Suresi 9. Ayet
Ey iman edenler, Cuma günü namaza çağırıldığı zaman, hemen Allah'ı zikre, namaza, Allah'ın övünç kaynağı kelâmıyla ilgili açıklamaları dinlemeye, Allah'a şükretmeye koşun. Çarşılardaki, pazarlardaki, alışverişi, ticarî faaliyeti bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.


http://www.kuranmeali.com/...p;sure=62&ayet=9
12- وَلَقَدْ اٰتَيْنَا لُقْمٰنَ الْحِكْمَةَ اَنِ اشْكُرْ لِلّٰهِۜ وَمَنْ يَشْكُرْ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ
Velekad âteynâ lukmâne-lhikmete eni-şkur li(A)llâh(i)(s) vemen yeşkur fe-innemâ yeşkuru linefsih(i)(s) vemen kefera fe-inna(A)llâhe ġaniyyun hamîd(un)

12.Ayet) Andolsun biz Lokman'a ilim, derin anlayış kabiliyeti, hikmet, sağlıklı ve ahlâklı yaşama bilgisi verdik.
“Allah'a şükret” dedik. Lütfun değerini bilip şükreden, ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük edense, bilsin ki, Allah zengindir, muhtaç değildir, her türlü övgüye, şükre lâyıktır. (bk. Kur’ân-ı Kerim, 17/7. )

13- وَاِذْ قَالَ لُقْمٰنُ لِابْنِه۪ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللّٰهِۜ اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظ۪يمٌ
Ve-iż kâle lukmânu libnihi vehuve ya’izuhu yâ buneyye lâ tuşrik bi(A)llâh(i)(s) inne-şşirke lezulmun ‘azîm(un)

13.Ayet) Hani Lokman oğluna öğüt vererek, sorumluluklarını hatırlatarak: “Oğulcuğum, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah'a ortak koşma, gizli şirke düşme, başka otoriteler kabul etme. Şirk büyük bir haksızlıktır, zulümdür.” demişti. (bk. Kur’ân-ı Kerim, 17/23. )

14- وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِۚ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْنًا عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ ف۪ي عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيْكَۜ اِلَيَّ الْمَص۪يرُ
Vevassaynâ-l-insâne bivâlideyhi hamelet-hu ummuhu vehnen ‘alâ vehnin vefisâluhu fî ‘âmeyni eni-şkur lî velivâlideyke ileyye-lmasîr(u)

14.Ayet) Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tekrar tekrar tavsiye ettik. Anası onu, günden güne ağırlaşan sıkıntılara katlanarak karnında taşımıştır. İki yıl emzirmiş. İki yıl sonunda onu sütten kesmiştir. İşte bunun için: “Bana şükret, anana-babana teşekkür et” diye tekrar tekrar tavsiyede bulunduk. Sonuçta yalnız benim huzuruma gelip hesap vereceksiniz. (bk. Kur’ân-ı Kerim, 2/233; 17/24; 46/15. )

15- وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفًاۘ وَاتَّبِعْ سَب۪يلَ مَنْ اَنَابَ اِلَيَّۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Ve-in câhedâke ‘alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihi ‘ilmun felâ tuti’humâ(s) vesâhibhumâ fî-ddunyâ ma’rûfâ(en)(s) vettebi’ sebîle men enâbe iley(ye)(c) śümme ileyye merci’ukum feunebbi-ukum bimâ kuntum ta’melûn(e)

15.Ayet) Eğer anan, baban, seni, lehinde ilmî bir delil ortaya koyamadıkları bir şeyi, ilâhlığımda, otoritemde, mülkümde, tasarruflarımda bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada İslâmî kurallarla örtüşen örfe, hakkaniyete uygun candan dost arkadaş gibi davran. Bana yönelenlerin, bana düşkün olanların, bana bağlananların yolunu, hayat tarzını benimse. Sonunda hesap vermek üzere benim huzuruma getirileceksiniz. O zaman işlediğiniz amelleri bir bir ortaya koyarak sizi hesaba çekeceğim. (bk. Kur’ân-ı Kerim, 29/8. )

16- يَا بُنَيَّ اِنَّهَٓا اِنْ تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ فَتَكُنْ ف۪ي صَخْرَةٍ اَوْ فِي السَّمٰوَاتِ اَوْ فِي الْاَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَط۪يفٌ خَب۪يرٌ
Yâ buneyye innehâ in teku miśkâle habbetin min ḣardelin fetekun fî saḣratin ev fî-ssemâvâti ev fî-l-ardi ye/ti biha(A)llâh(u)(c) inna(A)llâhe latîfun ḣabîr(un)

16.Ayet) Lokman oğluna: “Oğulcuğum, yaptığın amel, bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, bir kaya içinde veya göklerde, yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu senin karşına getirir. Allah hikmetine nüfuz edilmeyen yüce varlıktır; gizli-açık her şeyden haberdardır.” dedi. (bk. Kur’ân-ı Kerim, 21/47; 99/7-8. )
Dillerinizin, kendinizin uydurduğu yalanlara dayanarak:
“Bu helâldir, meşrûdur, şu haramdır” demeyin, Allah adına yalan uydurmuş olursunuz. Allah adına yalan uyduranlar kesinlikle, kurtuluşa, ebedî nimetlerle mutluluğa eremezler.


http://www.kuranmeali.com/...sure=16&ayet=116
.... Kalû innâ li(A)llâhi ve-innâ ileyhi râci’ûn(e)

......“Biz ilâhî kazaya rıza için yaratılmış kullarız. Sonunda yine Allah'ın huzuruna vararak hesaba çekileceğiz" diyenlerdir.

(Bakara - 156)
Ahmet Tekin Meali

http://kuranmeali.com/...;sure=2&ayet=156
17- يَا بُنَيَّ اَقِمِ الصَّلٰوةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلٰى مَٓا اَصَابَكَۜ اِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِۚ
Yâ buneyye akimi-ssalâte ve/mur bilma’rûfi venhe ‘ani-lmunkeri vasbir ‘alâ mâ esâbek(e)(s) inne żâlike min ‘azmi-l-umûr(i)

17.Ayet) “Oğulcuğum, namazı erkanına, şartlarına, vaktine riayet ederek âşikâre kıl. Kur'ân'ın ve sünnetin hükümlerini, meşrû olanı, İslâmi kurallarla örtüşen örfü, ilmî verileri, mü'minlerin tasvip ettiği, icrasında hayır gördüğü, planları, programları, adaleti uygulayarak kamu düzenini sağla, iyiliği emret. Şeriatın suç saydığı, haram kıldığı, kamu vicdanının tasvip etmediği, mü'minlerin icrasında hayır görmediği şeyleri, bunların savunuculuğunu, sözcülüğünü aklını kullanıp yasaklayarak, önleyici tedbirler alarak kamu güvenliğini temin et. Başına gelen belâlardan yılmayarak sabırla mücadelene devam et. Bunlar ciddi, kararlı olmayı gerektiren maksada ulaştıran mücadele metotlarındandır.
9- خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّاۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ
Ḣâlidîne fîhâ(s) va’da(A)llâhi hakkâ(an)(c) vehuve-l’azîzu-lhakîm(u)

9. Ayet) Orada ebedî yaşarlar. Bu Allah'ın kesinlikle gerçekleştireceği bir va'didir. Kudretli, hikmet sahibi ve hükümran olan O'dur.

10- خَلَقَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَبَثَّ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۜ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ
Ḣaleka-ssemâvâti biġayri ‘amedin teravnehâ(s) veelkâ fî-l-ardi ravâsiye en temîde bikum vebeśśe fîhâ min kulli dâbbe(tin)(c) veenzelnâ mine-ssemâ-i mâen feenbetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîm(in)

10.Ayet) Allah gökleri, görebildiğiniz direkler koymadan, denge ve çekim kanununu işleterek yarattı. Sizi sarsmasın diye yeryüzüne ağır baskılı, oturaklı, derin temellere dayalı dağlar yerleştirdi. Ve orada her çeşit canlının üremesini sağlayıp yaygınlaştırdı. Biz gökten su indirdik, her faydalı bitkiden çift çift yetiştirdik. (bk. Kur’ân-ı Kerim, 51/49. )

11- هٰذَا خَلْقُ اللّٰهِ فَاَرُون۪ي مَاذَا خَلَقَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ۜ بَلِ الظَّالِمُونَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ۟
Hâżâ ḣalku(A)llâhi feerûnî mâżâ ḣaleka-lleżîne min dûnih(i)(c) beli-zzâlimûne fî dalâlin mubîn(in)

11.Ayet) İşte bunlar Allah'ın yarattıklarıdır. Onun dışında kulları durumundakilerin ne yarattığını bana gösterin. Doğrusu isyan ile, inkâr ile, şirk ile, baskı, zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyerek, birbirlerine, kendilerine zulmedenler, tamamen başlarına buyruk bir hayat, büsbütün bir ahmaklık, dalâlet ve bozuk düzen içindeler.
22- وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُٓ اِلَى اللّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۜ وَاِلَى اللّٰهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ
Vemen yuslim vechehu ila(A)llâhi vehuve muhsinun fekadi-stemseke bil’urveti-lvuśkâ(k) ve-ila(A)llâhi ‘âkibetu-l-umûr(i)

22.Ayet) İyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman idareci, askerî erkân ve bir müslüman olarak, varlığını, benliğini Allah'a teslim eden kimse, gerçekten en sağlam kulpa, İslâm'a yapışmış, hukukun üstün, hakkın ve adaletin belirleyici güç olduğu en güvenli bir topluma, İslâm toplumuna katılmış olur. Bütün planların icra edilerek sonuçlandırıldığı, bütün icraatların, amellerin hesabının sorulduğu tek merci Allah'tır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Lügatli Tefsirî Meal
Alt başlık:
Kur'an'ın Anlaşılmasına Doğru
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
686
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944457095
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kelam Yayınları

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Eren
  • laz cuk

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0