"MİRZA"
"Hayatın bilmediğin girdaplı, çıkmaz sokaklarına girdiğinde çare yüreğindedir. Aklını kalbinle yürütmendedir. Çare en çok vicdanındadır." diye. Bugün çarem nerededir peki? Hangi yöndedir mesela,tek yönlü akılda mıdır yoksa tozlu raflardaki kitapların arasında kurutulmuş bir gül yaprağı gibi unutulmuş vicdanda mıdır?"
Bazı hikâyeler vardır; okuduğumuzda bizi çocukluğumuza götürür, tanıdık yüzler, tanıdık duygular çıkar karşımıza. Mirza’nın hikâyesi de tam olarak böyle bir anlatı… Sıcacık, naif ve huzur dolu. Mardin’in küçük bir köyünde başlayan yolculuk, annesinin şefkatli elleri ve babasının gizemli gülümsemesiyle şekillenir. Çocuk kalbiyle “iyilik” kavramını annesinden öğrenir Mirza. Yardım etmek, paylaşmak ve merhametli olmak onun hayallerinin temelini oluşturur. Küçücük yaşında bile, büyüyünce çok para kazanıp insanlara yardım etmeyi kendine bir amaç edinir.
Ancak hayat, çocukluğun masumiyetinden daha karmaşık bir şeydir. Mirza büyüdükçe kalbini hızlandıran duygularla tanışır.
Liseye başladığında ise hayatına yeni bir duygu girer: Aşk. Rüyasında gördüğü bir kızı okulda karşısında bulur. Daha önce hiç görmediği halde, kalbi ona rüyalarından aşinadır. Onu gördüğünde kalbinin duracak gibi olması boşuna değildir; bu kıza “kaderim mi?” diye sorar kendi kendine. Ama bu büyük hislerine rağmen ona bir türlü açılamaz. Sessizliğinin acısını içine gömer, hayalini kurduğu İstanbul’da okumaya karar verir. Köyünden, ailesinden ve çocukluğunun güvenli dünyasından ayrılıp büyük bir şehre adım atar. Orada hem öğrenci olmayı hem de bir gün öğretmen olarak köy çocuklarının hayatına dokunmayı ister.
Tam da her şey yoluna girmişken hayat başka bir sınav çıkarır karşısına: Anne ve babasının boşanma kararı. Bu yıkıcı haber, Mirza’nın kalbinde onulmaz yaralar açar. Çünkü aile,