Oysa beni biraz anlasan, biraz… Ne kadar mutlu olurduk seninle… Ah, ne kadar… Ne kadar… Ama haklısın, anlamak için sevmek gerek. Sevmek… Sevmek… Sevmek…
Neden Meryem anamız için değil de İsa peygamber için? Ha? Çünkü Meryem Ana sizin cinsinizden, ötekisi erkek değil mi? Hem de anadan doğma çıplak erkek… Onun karşısında şehvet damarlarınız kabarıyor, içinizdeki şeytan uyanıyor, kendinizden geçiyorsunuz, değil mi? Defolun buradan Orospular…
Ondan başka bir şey düşünmemişti hayatında: sevdiği adamın varlığı dışında hiçbir istek, hiçbir özlem onu sarmamış, onunla beraber; yalnız onunla beraber olmak ona yetmiş, bundan fazlasını istememişti. Gençlik çağında, en körpe yaşında kendisini büyütenleri, sevenlerini, dünyayı ve hayatı terk etmişti. Onunla, yalnız başına onunla bu vahşi, ilkel çukura gelmişti. Onun her arzu ettiğine, her hayal ettiğine, her umduğu, her beklediği şeye bedenini, ruhunu kapamış, bütün bu fedakârlıklara karşılık genç adam, onun hayatını mutlulukla doldurmuştu.
Bütün varlığı, bende, kendisine bakmakla doyamadığım sonsuz bir zevk oluşturuyordu. Onu sanki uzun zamandır tanıyormuşum gibi bir hisse kapılıyordum. Onda sanki, benim ruhumdan kopmuş bazı şeyler vardı. Kendisini tanıdıkça, içimden onu daha fazla görmek geliyordu.