Memduh Şevket Esendal’ın Muzaffer kitabı, Türk öykücülüğünde “durum hikâyesi”nin en güzel örneklerinden birisi olarak anılıyor .Adını taşıyan öyküde dahil , kitabın içindeki on altı öyküyle birlikte toplamda on yedi ayrı insan portresi sunulmuş; her biri günlük hayatın içinde, küçük ayrıntılarla şekillenen insan ruhuna dair derin gözlemler içeriyor.
Esendal’ın dilini ilk elden tanımak, okur için ayrı bir keyif. Her ne kadar kitabın dili, Cumhuriyet’in ilk yıllarına ait Osmanlıca kökenli kelimeler taşısa da, bu durum metni anlaşılmaz bir hale getirmemiş; aksine ona tarihî bir tat ve nostaljik bir akıcılık kazandırmış. Yalın, süssüz ve doğal anlatım sayesinde karakterlerin duyguları, düşünceleri ve yaşamları doğrudan okura ulaşıyor. Konuşma diline yakın cümlelerle yazılmış olan öyküler, büyük dramatik olaylardan çok, sıradan insanların yaşadıkları küçük mutlulukları, endişeleri ve hayal kırıklıklarını ön plana çıkarıyor.
Kitap boyunca işlenen temalar çeşitli, ama hepsi birbiriyle bağlantılıdır. Veysel Çavuş, Türk Dursun ve Muzaffer gibi öykülerde sıradan insanların yaşamına odaklanılırken, Yeni Vali, Komiser ve Pazarcılık gibi öyküler, dönemin sosyal ve yönetimsel yapısına dair ince gözlemler sunmuş. Öykülerde yalnızlık, özlem ve gurbet temaları çokça işlenmiş .Gurbet Ellerde ve Hâmid İçin Bir Yazı bu temayı öne çıkarır. Ayrıca Bir Cinayet, İntikam ve Sayı mı, Yazı mı? gibi öykülerde adalet, vicdan ve seçim kavramları sorgulanıyor. Esendal, tüm bu temaları abartıya kaçmadan, gözlemci ve insancıl bir üslupla işlemiş.
Kitabın en güçlü yönlerinden biri de küçük ayrıntılara verdiği önem bence. Kivi ve Taş Havan gibi öykülerde gündelik nesneler aracılığıyla insan davranışlarını, alışkanlıklarını ve hayatın kendine özgü ritmini gözler önüne sermiş. Bu öyküleri okurken büyük