"NAVES ATLANTİS"
"Her görülen rüya da bir astral seyahat değil midir?
Sence rüyalarımızdaki milyonlarca imge nasıl oluyor sanki gerçekte yaşıyor muşuz gibi zihinlerimizde var oluyor?"
İnsanlık tarihinin en büyük gizemlerinden biri olan Atlantis, bu kez alışılmışın çok ötesinde, bilimle ve bilinçle donatılmış bir anlatıda karşımıza çıkıyor. Yazar, kitapta sadece bir kıtanın değil, tüm insanlığın geçmişine, bugününe ve geleceğine açılan kapıları aralıyor.
Su gibi akan kurgusu, düşündüren detayları ve merak uyandıran olay örgüsüyle bilimkurgu severlerin kalbini fethedecek türden bir eser.
Sıradan fantastik kurgu kitaplarının çok ötesinde, mitoloji, bilim, felsefe ve insan psikolojisini ustaca harmanlayan katmanlı bir anlatıya sahip. Kitap, adını aldığı Atlantis efsanesine dayansa da, bildik mitolojik kalıpları tekrar etmektense onları sorgulayan, dönüştüren ve okuyucusuna yepyeni bir bakış açısı sunan özgün bir evren.
Atlantis burada yalnızca efsanevi bir batık kıta değil; insanlığın bilinçaltına, unutulmuş bilgeliğine ve içsel dengeye yapılan metaforik bir iniş. Atlantis bir kayıp uygarlıktan çok, insanlığın yitirdiği değerlerin, doğayla uyumun ve sezgisel bilgeliğin sembolü olarak işlenmiş.
Lena, rüyasında Atlantis’in yok olacağını görür. Tek umut, oğlu Odin’in yeni bir boyut açarak halkı kurtarmasıdır.
Peki ama bir çocuk, bu kadar büyük bir kaderin altından kalkabilecek mi?
Bir annenin kehaneti, bir toplumun kaderini değiştirebilir mi?
Kitap boyunca Lena kendi korkuları, geçmişi ve evrenin sırlarıyla yüzleşiyor.
Atlantisliler’in amacı, Arum adı verilen yüksek titreşimli elektromanyetik enerji merkezlerinin üzerine inşa ettikleri piramitlerle itici güç oluşturarak yıldızlara açılmak.
Bu enerji merkezleri, günümüz dünyasında da hâlâ sırrı çözülememiş noktalara işaret