"Ah o zavallı ağaçlar sen bu kitabı basasın diye mi kesildi" demek istiyorum yazara. Evet o kadar kötüydü...
Bu kitabı yıllar yıllar önce bir fuarda almıştım. Öylesine dolaşırken minnak bir standın önünden geçiyordum ve adam bana bu dahil bir iki kitap gösterdi ve ne yalan söyleyeyim kapağı çok güzeldi. Hem belki şöyle geçmişimizle hafiften gurur yaparım diye almıştım ve yıllarca kitaplığımda marine olduktan sonra bu sene başladım ve zar zor bir kaç ayda bitirdim şükür.
Peki neden kötüydü? Başta, bir herifin obasında onu bekleyen sevdiği kızdan bahsetmesinin hemen ardından başka bir kıza yükselmesini mi neden göstereyim yoksa yazarın eski kelimeler kullanacam diye kendini yırtarken birden "tınlamadı" gibi ergence bir tabir kullanmasını bilemedim. Hikayenin bakış açısını da bir oraya bir buraya savurmasından başımın dönüp midemin bulunması da bir neden olabilir. Hikayenin de olayın olmayacak yerinde başlayıp olmayacak yerde bitmesi de başka bir neden. Zaten yazılar da büyük mü yazılmış nedir, sayfalar kısacık geldi. İncecik kitap, normal roman sayfa yapısıyla basılsa daha da incelecek....
Özetle; Ben ne okudum? Niye okudum? Bu kitap niye basılmış? Babam böyle pasta yapmayı nereden öğrendi?
Güzel kurguya sahip bir tarihi roman olmuş. Fakat maalesef akıcı değil. Akıcı olmaması ne üzücü oldu. Bunun yanında bir tarih öğretmeni olarak eski Türkçe kelimeler kullanılması da memnun etti.
Yakın tarihi siyasi kurgu tarzında değişiklik yaparak geçmişe, Ötüken bozkırlarına götürüyor yazar bu kitabıyla.
Beklentimin altında olsa da( yazarı çok iyi takip edip, potansiyelini bildiğim için) kendini heyecanla okuttu kitap. Strateji, oyun kurma ve kan. İçinde birçok karakter barındırdığı için kitaba ara verdiğiniz de bu kimdi? Sorusunu sorabilirsiniz. En nefret ettiğim durum ise bir son olmaması çünkü ikinci kitabı gelecek en heyecanlı yerinde bitti.
mert adaş'ın üçüncü ve en iyi kitabı. geleceğin selman kayabaşısı ve belki de aytunç altındalı ile karşı karşıya olabiliriz! sanırım 25 yaşında olan bu genç arkadaşı takip ediniz.
daha önceki karakter karmaşası sorunu daha az da olsa maalesef bu kitapta yine var. çok sayıda karakter üzerinden aksiyon döndüğü için kitabı bitirdikten sonra kim kimdi yine hatırlamıyorum. yani yirmi başrol oyuncusunun olduğu bir film düşünün. ben söylemekten yoruldum, onlar bu hatayı yapmaktan yorulmadılar!
kitap ötüken dağlarında büyük obalar halinde yaşayan türklerin çin hanedanlığı ve onun terra cotta adlı özel askeri birlikleriyle mücadelesini anlatıyor. bu vesileyle çin'de keşfedilen terra cotta heykellerinin sırrını da öğrenmiş bulunuyorum. meğer bunlar savaşta ölünce heykelleri dikiliyormuş. demek ki adamlara 8.000 adet ağır kayıp verdirerek köklerini biz kurutmuş olabiliriz!
yazarın hemen her kitabında kurgu üzerinden bile olsa tarihi bilgiler de öğreniyoruz. bu kitapta daha az olmakla birlikte, kısmen karmaşayla oldukça zevkli bir romanın içine bu bilgiler serpiştirilmiş.
* * *
bilgeler türk boylarının birleşmesi için oba liderlerinin katılacağı büyük bir gizli kurultay düzenlenmesine karar veriyorlar. fakat çinli çaşıtlar sürekli türkleri engellemeye çalışıyorlar. buna karşılık bozkurtlar ve gizli özel kartal savaşçıları birliği çinlilerle mücadele ediyorlar.
roman normal üstü sayıdaki başrol karakterler üzerinden şekillendiriliyor. nihayet kadroya sonradan giren teoman han ve oğlu mete han filmi tamamlıyor.
kitabın en sevdiğim kısmı son sayfadaki "içimizdeki düşmanları bulmak için keşmir'i hedef gösterdik." cümlesi oldu. yazarın 15 temmuz'la ilgili görüşleriyle paralellik arzeden, kitabın en ilginç ve bence en önemli yeriydi.