OTUZ GÜN
GÜL GÜLERYÜZ
192 SAYFA
Arkadaşlarımıza... Sesini, gözünü, sevdiklerini, canlarını yitiren arkadaşlarımıza...
Bedenimi yormak ruhuma iyi gelecek sanıyordum. Şimdi anlıyordum kendilerine zarar veren insanları. Ruhun acısı bedenin acısına hiç benzemiyordu.
Sevgili Bahar ile harika bir yolculuğa çıktık bir kaç gün önce. Üstelik bir "ilk" roman okuduk birlikte. Öyle bir hikayeydi ki bizi alıp götürdü. Ahhh dedik ahhh duygudan duyguya koşarken ve çok sevdik bizi böylesi sarsan bu kitabı. Eşlik ettiğin için teşekkürler canım Daha nice nicelerine...
Bir toplantı ile başladı hikayemiz. 12 Eylül denen karanlık günleri yaşamış insanların biraraya geldiği bu etkinlikte tanıdık Ayşegül ve Mehmet'i. Darbe öncesinin, sıkıyönetim günlerinin ve sonrasının izlerini hayatlarında taşıyanların, ortak acıların bir araya getirdiği kahramanlarımızın otuz gününe şahit olduk heyecan içinde.
Hem ruhlarında hem bedenlerinde o günlerin izlerini taşıyanları, darbenin parçaladığı hayatları okumadık sadece. Büyük bir aşk hikayesi, müthiş dostluklar, ayrılıklar, sevgisiz büyümüş çocuklar ve elbette "Kadınlar" vardı bu satırlarda. Ezilen, katlanan, hırpalanan, herşeye rağmen dimdik ayakta kalan "Kadınlar.".. Herbiri başlı başına etkileyici bu konuları öyle güzel harmalamış ki sevgili Gül karmakarışık kapattım son sayfayı. Aşkın o büyülü halini de yaşadım, ayrılığın berbat çöküşünü de, dostluğun gücüyle mutlu olurken sevgisiz büyümüş tüm çocuklar için sızladı kalbim. Hele birde bu duygu yoğunluğuna
"Ölürüm sevdiğim zehirim sensin,
Evvelim sen oldun ahirim sensin"
dizeleri ile Neşet Ertaş eşlik etti ki!!! (pekçok şarkı ve türküyü hatırladık hikayemiz akıp giderken) Sözün kısası Ayşegül, Mehmet, Çetin, Selma ve diğerlerini tanımaktan çok mutlu oldum ben. Kesinlikle tavsiyemdir. Mutlaka