Charlotte Bronte’den okuduğum ilk kitap. Yazarın hayatı ilginç. Hayatında beni en çok etkileyen şey; Bronte kardeşlerin bir şiir kitabı yayımlatırken takma isim olarak erkek isimleri kullanmaları oldu. Muhtemelen, Profesör romanında da Bronte, erkek karakteri kitabı basmak için kullanmıştır. Bir kadının kendi ismiyle yazamadığı bir dönemde, böyle bir eser yazmak bana göre ciddi başarı. O yüzden eseri yorumlarken önce bu açıdan bakmak gerekir. En önemliside yazıldığı dönemin şartlarını göz önünde bulundurarak değerlendirme yapmak gerekir. Gelelim eseri incelemeye…
Eser ilk başlarda biraz sıkıcı başladı. Özellikle ana karakterimiz olan William’ın kendini fazla ezdirmesi, silik bir profille kitaba başlanması benim açımdan biraz sıkıcı oldu. Ta ki Hunsden karakteri devreye girene kadar. Bu adamın William’ın hayatını değiştireceğini tahmin etmeniz zor değil. Aslında ilginç bir karakter Hunsden. Diyaloglarda çok sert cümlelerle okuyoruz bu karakteri fakat bir yandan da ilginç bir şekilde birçok sözüne hal veriyoruz. Sadece söyleniş tarzı, uslup bakımından biraz sıkıntılı. Kitapta ilk başlarda ve sonlarda görüyoruz Hunsden’i.
William karakteri, yani ana karakterimiz, kitapta bence çok güzel işlenilmiş. William, ilk başlarda sessiz, her şeye boyun eğen bir karakterken, daha sonra yavaş yavaş geliştiğine şahit oluyoruz. William’ı tanımlarsak; güçlü, dürüst, yer yer biraz kibirli, yaptığı işe saygısı olan, yer yer mütevazi, zeki bir karakter. Hayata sil baştan başlayıp, belli bir konuma geldiği içinde bence güçlü bir karakter. Tıpkı Frances Evans Henri gibi… Kitabın biraz ortalarına doğru sahneye çıkar Henri. Çıktığı ilk andan itibarende bu kadından bir şeyler çıkacak, kitaba damgasını vuracak dersiniz ve aynen öyle olur. Güçlü ve gururlu bir kadın. Tipik “Ev Hanımı”