Tarih Profesörü St. Peter, ailesiyle birlikte yirmi yılını geçirdiği eski kiralık evinden, akşamları ve geceleri kitap çalışmalarını yapamayacağını bahane ederek hemen ayrılmama kararı alır. Bir zamanlar çok aşık olduğu ve birlikte iki çocuk yetiştirdiği güzel ve dominant karısı Lillian ve evli iki kızı yeni eve odaklanmışken, St. Peter yoğunlukla okul, dersleri, ve eski ev arasında yaşamaya yönelir. Bu sırada gerek günlük ritüellerden biraz daha azade olduğu, gerekse de fiziksel olarak ailesinden uzak olduğu için, hayatına dışarıdan bakmak, düşünmek, yaptıklarını ve yapamadıklarını değerlendirmek için fırsat bulur. Bu fırsatı, ev işlerine zaman zaman yardım eden profesörün hoşlandığı yardımcı Augustanın varlığı dışında boş, anılarla dolu ve profesörün manen kopamadığı ev verir ona.
Bu düşünme süreci sırasında, bir zamanlar kendini mutlu, huzurlu, üretken, tatmin olmuş bir insan gibi hissederken, artık "yolculuklara çıkmayan, yeni şeyleri göremeyen, yalnızca yıldızları izleyen bir tekne" gibi hissetmeye başlar. Kitapta St. Peter iki kez iki kez Euripides'e benzetilir. Euripides, iç gözlemci bir anlatımı olan ve eserlerini yazmak için mağarasına kapanan bir filozoftur. St. Peter'in mağarası ise eski evdir. Ancak sonuçta fiilen ortaya çıkan, tarih çalışmalarından çok geçmişle sağlam bir hesaplaşma ve kendini eskiden planladığı hayatı yaşamanın çok uzağında bulmak olmuştur. Aynı Euripides gibi " ev (yeni ev) onun için dayanılmaz hale" gelmiştir.
Düşünme sürecinde, bir zamanlar kızıyla da nişanlı olan Tom Outland ile kurduğu derin dostluğu hakkında düşünür. "İspanyol Kaşifleri" adında bir kitap yazmış olmasına rağmen, kendisinde olmayıp Tom'da olan keşfetme merakı, merakın ardından gitmek için cesaret, azim ve keskin düşünme gücünü tekrar idrak eder. Aradaki fark acı