"RÖPER"
"Resim defterlerime şiir çizeceğim
T cetvelim gülüşünün temelini papatya donatısı ile dolduracak.
Doğmadan önceki halini özler mi insan?
Peki ya sonradan yabancılaştıklarımızla da konuşabilecek miydik?
Anılar o kadar taze ki soyulmuyor dışı.
Sekiz dakika önce doğdu güneş, çapaklarının gölgesinde dinlenmeyi bırak.
Bakışının açısı kaç derece?
Siyahı sevenlerin zihni rengarenkti."
Şubat ayının puslu havası camları buğulandırırken, içimizdeki sesler biraz daha gür çıkmaya başlıyor, değil mi? Soğuk, sadece cildimizi değil, ruhumuzdaki köşeleri de daha belirgin hale getiriyor. Böyle anlarda, sıcak bir çayın buharına karışıp okuyabileceğimiz, bizi tam da o köşelerle yüzleştirecek kadar cesur, sarıp sarmalayacak kadar da naif bir sese ihtiyaç duyarız.
Kitap, bu ihtiyacın cevabı gibi. 54 şiirden oluşan bu özenli eser, modern hayatın kaotik akışında savrulurken, duygularımız için sabitlenmemizi sağlayacak birer “nirengi noktası” sunuyor. Tıpkı bir haritada konumumuzu belirlemek için kullanılan işaretler gibi, bu şiirler de iç iklimimizde kaybolduğumuzda bize “burası” diyebileceğimiz duraklar vaat ediyor.
Kitaba adını veren şiir de dahil olmak üzere, her bir dize aidiyet, yalnızlık, veda, yarım kalmışlık ve hatıralar gibi evrensel ama bir o kadar da kişisel temalar etrafında dönüyor. Röper, bizleri yüksek duvarlı, gösterişli cümlelerle karşılamıyor. Aksine, sessizliğin içinden filizlenen, kısa, vurucu ve derin dizelerle, hepimizin içinde bir yerlerde hissettiği o tarifi zor boşluğa kelimelerden bir merdiven kuruyor.
Yarım kalmış bir çayın soğuyan buğusu, unutulmuş bir ceketin cebinde kalan not, sabahın ilk ışığıyla değişen bir odanın ruh hali… Sıradan gibi görünen bu imgeler, yazarın kaleminde içsel dünyamızın en hassas kırılma noktalarına dönüşüveriyor. Okurken