Sabahattin Ali Olayının Gerçeği

·
Okunma
·
Beğeni
·
92
Gösterim
Adı:
Sabahattin Ali Olayının Gerçeği
Baskı tarihi:
1985
Sayfa sayısı:
175
Format:
Karton kapak
ISBN:
11725225
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
GÜR YAYINLARI
175 syf.
·1 günde
Reşit Mazhar Ertüzün, Sabahattin Ali öldüğünde 30 yaşındadır.
Ali'nin ölümünden tam 37 yıl sonra, 67 yaşındayken, yıllardır elinde derlediği, toparladığı yazılarıyla kitabın basılmasına karar verir. Bunun için neden 37 yıl beklediğini açıksası çok merak ettim. Hakkında yaptığım araştırmada bununla ilgili bir bilgiye rastlayamadım. Bu araştırmalar neticesinde kendisininde çok sevilen biri olduğunu ve hayatını dolu dolu yaşayan bir sanatkar olduğunu görünce "vardır elbet bir sebebi" diyerek, soru işaretli bir nokta koyuyorum.

Yazarın Sabahhattin Ali'yi çok severdim, hala da çok severim diye başlayıp biten, biyografik kitabı Ali'nin kronolojisini çıkarırken çok yararlı olacak bilgilere sahipmiş. Eminim döneminde çok ışık tutmuştur.

Ertüzün kitabın bir bölümünde, Sabahattin'in ölümünden sonra herkesle konuşuldu ama kimse bana gelip bir şey soran olmadı oysa onun en yakını bendim diyerek serzenişte bulunurken, evlendiğinden Sabahattin Ali'nin nasıl haberi olmadığına, düğününe neden Sabahattin'i çağırmadığına ve bir gün tesadüfen Sabahattin'in bunu öğrenmesini çok tezat buldum.

Ertüzün’ün neden değindiğini anlamadığım konulardan biri, Sabahattin Ali’nin, Atatürk’e yazdığı “benim aşkım” şiirini yazarken, “Sabahattin’in Atatürk’ü övdüğü o kasidemsi şiiri aşka gelip de içten duygularla yazmadığı bellidir.” diye neden açıklama yapma lüzumunda bulunduğudur.

Ertüzün yine bir bölümde Sabahattin Ali’yi bir dönem görmediğini ve aradan sonra ilk gördüğünde çok değiştiğinden bahsetmiştir. Ona göre Sabahattin eskiden şakacı, minik iğneli bir kişiyken, artık sivri dilli, sinirli, bakışları bile değişmiş biridir.

Ertüzün , Sabahattin Ali’nin ve ailesinin Ertüzün’ün babasının parası ve nüfuzuyla yaşadıklarına değinmiş, Bir başka bölümde de, aslında eşi ve kızına o kadar da düşkün değilmiş dedirtecek bölümler yer alıyor.

Sabahattin Ali’nin öldürülüş bölümünde, aslında dümdüz bir cinayetken, Türk insanının şehir efsanelerini çok sevdiğini, alengirli işlerden hoşlandığını ve bu nedenle de bu ölüm hikayesini esrarengiz hale halkın getirdiğini ifade etmektedir.
Kitapta ayrıca, Yalçın Küçük’ün cinayetle ilgili teorisine de yer verilmiş. Küçük’ün iddiaları da mantığa çok uygun gelse de kafamda hala uyuşmayan yerler var.

Bir de Aziz Nesin’in o dönemde Küçük’ün yazısından sonra kendini borçlu bilip yazdığı bir metinde bulunuyor. Kitabın söylediğine göre Aziz Nesin daha önce Sabahattin Ali olayı ile ilgili hiçbir şey yazmamış. Her sorulduğunda da bu öyle alalede yazılacak bir şey değil, yazdım mı adam gibi yazmak isterim gibi kelimelerle neden yazmadığını anlatır.

Sonuç olarak, farklı bir bakış açısından Sabahattin Ali’yi okudum. Değişik bir bakış açısı oldu benim için. Ama kitabın adına aldanarak, gerçekten “Sabahattin Ali Olayı”nı okuyacağınızı zannetmeyin. Bu kitapta tamamen bir teoriden ibarettir.
Gariptir, o akşamki sahneyi bütün ayrıntıları ile hatırlarım da bazı çok daha önemli ve beni yakından ilgilendiren olay ve sahneleri çoktan unutmuşumdur. Sanırım herkesin hele çocukluk yıllarından belleğinde kalan, flaşla aydınlanmışcasına açık ve seçik bazı görüntüler ve sözler vardır. Ama bunların niçin diğerlerinden fazla bizi etkilediğini, niçin birçok olay ve sözün unutulmasına karşılık bu izlenimlerin ömür boyu bizimle yaşadığını açıklayamayız.
Eğer onun ruhunda eylemcilik olsaydı çoktan beri bir parti adamı olur, önce emir alanlara katılır, sonra emir verenlerin yanında yerini alır ve sırtını dayadığı örgütün gölgesinde bugün hayatta kalırdı. Eğer o doğuştan eylemci eğilimler taşısaydı kendisini sınırlardan aşırmak için para alan ne idüğü belirsiz adamı gözünün önünden ayırmaz, sınır fundalıklarında kitap okumak saflığında bulunmaz ve yanında kitap ile fotoğraf makinesi değil, tabanca taşırdı.
Bulvar üzerinde, şimdi Bağ-Kur'un bulunduğu köşedeki binanın altındaki Yapı ve Kredi Bankası şubesinin yerinde "Kutlu" adıyla çok hoş bir pastane vardı. Pastanenin önünde, Paris'teki kahvelere benzer biçimdeki geniş terasta koltuklara oturulur, tek tük otomobillerin yavaş yavaş sürüldüğü, dört sıra ağaçların gölgelediği yollardan geçenler seyredilir, yaprakları arap sabunu püskürtülerek yıkanmış ağaçlardaki ağustos böceklerinin uzayıp giden seslerinden sökülen yaz'ın şarkısı dinlenirdi
Şimdi düşünüyorum da: O günlerde bir öğle sonrasında Kutlu'nun terasında hafif bir şekerlemeye dalıp, Atatürk Bulvarı'nın bugünkü manzarasını rüyamda görebilseydim acaba ne yaparım? Korkunç gürültü ve sıkışıklık içinde aralıksız geçen arabalar, bozuk ve dar kaldırımlardaki akıl almaz karışıklıkta her çeşit insanın kaynaştığı ve itiştiniz birbirine düşman kesilmiş kalabalığın iki yanında yükselen on katlı beton ve cam duvarların bir kanyona çevirdiği bu caddede kuş veya böcek sesleri yerine işportacı çığlıkları işitilen o kabustan kombilin Nasıl dehşetle uyanır ve yerimden fırlardım.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sabahattin Ali Olayının Gerçeği
Baskı tarihi:
1985
Sayfa sayısı:
175
Format:
Karton kapak
ISBN:
11725225
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
GÜR YAYINLARI

Kitabı okuyanlar 3 okur

  • GÜRHAN ALP
  • Seçil Örengül
  • Hasan Tan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%100 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0