·
Okunma
·
Beğeni
·
42.003
Gösterim
Adı:
Savaş ve Barış
Baskı tarihi:
2 Aralık 2013
Sayfa sayısı:
548
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054840687
Kitabın türü:
Orijinal adı:
War and Peace
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Antik Batı Klasikleri
İnsanın var olduğu yerde eksik olmayan aşk, hırs, iyilik, düşmanlık ve entrika... Bir yanda ne için yapıldığı bilinmeyen ve onca insanın ölmesine sebep olan savaşlar; diğer yanda 'barış'ın küçük bir sınıfın daimi kaderi oluşu... Savaşta da barışta da dürüstlüğü ilke edinmiş kahramanlar... 19. yüzyıl başlarında Napolyon orduları ile Rus askerleri arasında yaşanan savaş panoraması altında adeta bir belgesel gibi ilerleyen romanda, yüzlerce farklı karakterin gözüyle Rus toumsal yaşamı anlalır. Savaş veBarış, 'hayatın, zamanın Rusyasının, tarihin ve sınıf kavgalarının olağanüstü bir tablosudur.
  • 1808 syf.
    ·Beğendi·10/10
    “Savaş ve Barış”, bugüne kadar okuduğum en uzun roman olmuştur ve bildiğim kadarıyla hali hazırda dünyanın en uzun romanları arasında yer alır. Toplamda dört kitap ve son sözden oluşan romanın her kitabı da çeşitli bölümlere ayrılmıştır. Tolstoy, bu eserde tarihe dair kişisel görüşlerini kaleme alırken felsefi düşüncelerine de yer vermiştir. Başka bir deyişle, bu eseri okurken, bazen edebi bir roman, bazen tarihi bir belge, bazen ise felsefi bir düşünce içinde kendinizi buluyorsunuz. Bu eser, edebi statüsünden ziyade kendine özgü tarzı ile belirginlik kazanmıştır.
    Tolstoy, bu romanında yeni bilgi verme, nakil etme yolunu kullanmıştır. Onun nakil yapısı kıyasa dayalı olarak okuyucuya, yaşanan olaya ilişkin her iki tarafın konumunu açıp gösteriyor. Yazar hızlı ve dikkate çarpmayan şekilde olayların arka planında kendi kahramanlarının özelliklerini okuyucuya iletiyor. Olayların derin ve ayrıntılı tasvirine dikkat ederek, özellikle savaş sahnelerinin ve ziyafet salonlarının okuyucuda dramatik ilgi oynatmasını sağlıyor.
    Tolstoy, romanı Rus dilinde yazsa da, diyalogların büyük bir bölümü (açılış paragrafı da dahil) Fransızcadır. Bu, romanda anlatılan dönemin Rus aristokrat yaşamına özgü durumundan kaynaklanır. Çünkü, o dönemde Rusya asil ortamında Fransızca konuşmak prestij sayılıyordu ve Fransız dili Rusçaya üstün tutulurdu. Fransızca olan diyaloglar olayların gelişimi sırasında, özellikle Fransa ile sorunun şiddetlenmesinden sonra azalıyor ve Moskova’nın yakılması ile yok seviyesine iniyor. Fransız dilinin romanda giderek azaltılması Rusya’nın kendisini Fransız kültürünün etkisinden muaf tutması anlamına gelir.
    Bu eser aşağıdaki şekilde özetlenebilir:
    Roman 1805 yılında Petersburg’da, Mariya Pavlovna tarafından kraliçe Ana Mariya Fyodrovna’nın onuruna verilen ziyafetle başlar. Romanda yer alan temel karakterlerin çoğu ve asil ailelerin temsilcileri Anna Pavlovnan’ın davetine katılırlar. Piyer Bezuhov, kontun yasadışı doğmuş oğludur. Birçok kişi, Piyer, zengin mirasın tek varisi olduğu için ona yaranmaya çalışır. Annesinin ölümünden sonra, babasının maddi desteği ile yüksek eğitim alması sağlanan Piyer, açık yürekli ama yüksek toplum içinde kendini gösteremeyen, kendisinin saf ve naif huyu ile Petersburg asalet hayatına uyumda zorlanan birisidir. Ziyafete davet edilen misafirlerin hepsi, Piyer’in, babası yaşlı kontun tüm çocukları arasında en çok sevdiği oğlu olduğunu iyi bilir.
    Yemekte aynı zamanda Piyer’in dostu, akıllı ve asil prens Andrey Nikolayeviç Bolkonski ve onun, asil ortamların ünlü simalarından olan eşi Liza da yer alır. Petersburg’un asil hayatını aşırı gösterişli, bununla bile sıkıcı bulan prens Andrey karısının da içinin boş ve yüzeysel düşünceli olduğu kanısındadır. Bu üzücü yaşamdan canını kurtarmak amacıyla Mihail İlarionoviç Kutuzov’un ordusuna yazılan prens Andrey Napolyon’a karşı savaşta yer alır.
    Daha sonra olaylar Rusya’nın eski şehri ve eski başkenti Moskova’da devam eder. Petersburg’un yüksek asil ortamından farklı olarak, bu şehir Rus milli özelliklerini daha çok korumayı başarabilmiştir. Kentte yaşayan Rostov asil ailesi anlatılır. Kont İlya Andreyeviç Rostov’un dört çocuğu vardır. Onlardan birisi olan on üç yaşındaki Nataşa (Natalya İliyiçna) Rus ordusunda subay olarak hizmet etmek arzusunda olan Boris Drubetskoy’un onu sevdiğine inanır. On iki yaşındaki Nikolay İliç ise, yetim olan ve Rostov’lar ailesi tarafından evlat alınan kuzeni Sonya’yı (Sofya Aleksandrovna) sever. Ailenin büyük çocuğu Vera İliyiçna biraz soğuk karakterli olsa da, başarılı bir evlilik yaparak Rus-Alman zabiti Adolf Karloviç Berg ile evlenmiştir. Ailenin en küçük temsilcisi olan Petya (Pyotr İlyiç) ise, ağabeyi gibi, gereken yaşa ulaştığında orduda hizmet etme arzusundadır. Ailenin büyükleri olan Kont İlya Rostov ve Knyaginya Natalya Rostova, mutlu ama her zaman ailenin maddi durumu hakkında endişe eden bir çifttir.
    Bald tepelerinde, Bolkonski’lerin hakim olduğu ilde ise başka olaylar cereyan eder. Prens Andrey kendi sıkıcı karısı Liza, zalim babası Prens Nikolay Andreyeviç Bolkonskini ve dindar, sakin kız kardeşi Mariya Nikolayevna Bolkonskaya’yı terk ederek orduda göreve gider.
    İkinci bölüm Rusya-Fransa savaşının hazırlık aşamalarının tasviri ile başlar. Artık orduya çağrılmış Nikolay Rostov, Hollabrunne savaşında ilk savaş deneyimini yaşar. Burada, Prens Andrey ile karşılaşır ve aceleciliği yüzünden ona karşı saygısızca davranır. Birçok genç asker gibi, Nikolay da, Çar I. Aleksander’ın emrindedir. Nikolay hizmet ettiği bölüğün subayları Vasili Dmitriyeviç Denisov ve sonradan psikolojik sorunları olduğu belirginleşen Fyodr İvanoviç Dolozov ile dosttur.
    İkinci kitap Nikolay Rostov’un Moskova’ya, evlerine dönmesi ile başlar. Rostov ailesinin tam müsrifleşme arifesinde olduğunun ve kötü maddi durum yaşadıklarına tanık olur. Kışı evlerinde geçirir ve bakım yaptığı Pavlovhad alayından dost olduğu Denisov ile ilişkilerini daha da geliştirir. Nataşa, güzel, çekici ve genç bir kızdır. Denisov ona aşık olur ve evlenmeyi teklif etse de, bu teklifi reddedilir. Aynı zamanda annesi, Nikolay’a zengin bir kız bularak onunla evlenmesini önerir. Fakat bu fikre kulak asmayan Nikolay, kendi gençlik sevgilisi olan Sonya ile evlenmek ister.
    Piyer Bezuhov, babasından kalan mirasa sahip olduktan sonra, nihayet Rus elit kesim tarafından kabul edilir ve imparatorluğun nüfuzlu, zengin ailelerinden birine dönüşür. İçten içe, bunun yanlış adım olduğunu düşünse de, Prens Kuragin’in genç ve çekici kızı Elen (Elena Vasilyevna Kuragina) ile evlenir. Yüksek sosyetenin en popüler ve çekici kadını olan Elen, yakında Piyer’e ondan çocuğu olmasını istemediğini bildirir. Elen, Dolohov ile ilişkiye girer ve buna dayanan Dolohov, Piyer’i toplum içinde aşağılamaya çalışır. Kendisine kontrolü kaybeden Piyer, Dolohov’u düelloya çağırır ve düello sırasında onu ölümcül bir şekilde yaralar. Bu olaydan dehşete düşen Elen, Piyer’i katil olarak görür ve yaşanan karmaşadan sonra, Piyer, Elen’i bırakmaya karar verir. Piyer, karışık ruhsal durum yaşadığı bir dönemde, masonluk toplumuna katılır ve masonların uluslararası politikasından kaynaklanan fikirlerin yayıcısı gibi davranır. İkinci kitapta, Piyer’in iç ıstıraplarının, iyi insan olma ve ideal insan arayışlarının tasvirine geniş yer verilir. Şimdi bu zengin asil, bir felsefi soru etrafında düşünür: bir insan akılsızlarla çevrili bir ortamda nasıl ahlaklı yaşam sürülebilir? Bu soru, Piyer’in sonraki yaşamında dayanak olur. Kendi köylülerini serbest bırakmaya ve onların yaşam koşullarını iyileştirmek için çalışmaya başlar.
    Nihilist ruhaniyeti çökmüş Andrey, orduya dönmez ve mülklerin yönetimi ve Rus ordusunun durumunun iyileştirilmesi için yasa tasarısının hazırlanması ile meşgul olur. Aynı dönemde Piyer yeniden Andrey ile görüşür ve ona yeni bir soru ile gelir: Bu ahlaksız dünyada Tanrı nerededir? Piyer, panenteizm ve ölümden sonra yaşam ile ilgilenmeye başlar.
    Piyer’in uzun süre kendinden uzaklaştırdığı karısı Elen yeniden onu kabul etmesi için rica eder ve ondan sonra Petersburg’un yüksek toplumunda saygın ev hanımlarından biri olarak tanınmaya başlar.
    Prens Andrey hazırladığı yeni askeri yasanın kabul edilmesi ve doğrudan imparatora ulaştırılması için girişimler yapar. Aynı dönemde Petersburg’da olan genç Nataşa Rostova ilk kez Petersburg asalet balolarından birine katılır ve orada Prens Andrey ile tanışarak onu kendine hayran bırakır. Prens Andrey, Nataşa ile görüşmesinden sonra yeniden adeta hayata döndüğünü hisseder ve birkaç ailevi görüşmeden sonra Nataşa’ya evlilik teklifi eder. Fakat oğlunun Rostov’larla akraba olmasına karşı çıkan yaşlı Prens Bolkonski düğün için bir yıl beklemesi gerektiğini söyler. Bu olaydan sonra Prens Andrey Nataşa’yı terk ederek yeniden orduya döner. Bundan ciddi sarsıntı geçiren Nataşa’nın moralini düzeltmek için Kont Rostov onu ve Sonya’yı yanına alarak Moskova’ya götürür.
    Nataşa Moskova’da operaya gelir ve burada Elen ve kardeşi Anatol ile tanışır. Aynı dönemde Anatol yeni bir kadınla evlenmiş ve onu Polonya da bırakarak Rusya’ya kaçmıştır. Nataşa’ya çok yakın ilgi gösterir ve onunla ilişki kurmaya çalışır. Elen ve Anatol bunun için bir plan hazırlarlar. Anatol, Nataşa’yı öper ve sevgi mektupları yazarak onunla birlikte kaçmayı teklif eder. Uzun düşünceden sonra, Nataşa, Anatol’u sevdiğine karar verir ve Prens Andrey’in ablası Mariya’ya mektup yazarak nişanı bozduğunu belirtir. Son anda kaçış planından haberdar olan Sonya, bu planın hayata geçmesi önler. Piyer, önce Nataşa’nın davranışından korksa da, sonradan onun aşık olduğunu anlayarak bunu normal kabul eder. 1811-1812 yılları büyük kuyruklu yıldızını Moskova semalarında gördükten sonra Piyer için yeni bir yaşam başlar.
    Prens Andrey, Nataşa’nın nişanı bozmasını soğukkanlılıkla karşılar. Piyer, giderken Nataşa’ya özgür seçim imkanı vermiştir. Ama yakında Nataşa’nın yaptığından çok pişman olduğunu ve çok ağır rahatsızlandığını duyar.
    Ailesinin, özellikle Sonya’nın desteği ve dini inançlarının aracılığıyla Nataşa hayatının bu zor döneminden kurtulur. Aynı zamanda artık tüm Rusya yaklaşan tehlikeden ve Napolyon ile olacak savaştan konuşmaya başlamıştır. Piyer ise, kendini Napolyon’un Deccal olduğuna inandırır. Kendi topraklarını Fransızlardan korumak için köylü ordusu yaratmakla uğraşan yaşlı Prens Bolkonski’nin durumu ağırlaşır ve ölmek üzeredir. Rus ordusunun geri çekilmesi sonunda Bolkonski’lere ait arazinin Fransızların eline geçme ihtimalinin yaşandığı günlerde, köylü isyanı nedeniyle bölgeyi terk edemeyen hanım kız Mariya, tesadüfen o bölgede olan Nikolay Rostov tarafından görülür. Nikolay, Mariya’ya karşı yakınlık duysa da, Sonya’ya verdiği sözü hatırlar.
    Savaşın başladığı dönemde çarın Moskova’ya kadar gitmesi tüm Rus gençlerini şevke getirir ve herkes orduya yazılmaya çalışır. Böyle bir anda, genç Petya Rostov da nihayet, orduya yazılmak için ebeveynlerinin rızasını almayı başarır.
    III. cildin temel kahramanlarından birisi Napolyon Bonapart’tır. Yazar, bu ciltte imparatorun kişisel kalitelerini, alışkanlıklarını detaylarıyla tasvir eder, hatta onun sık sık itüzümü koklamasını belirtir. Aynı zamanda, 400.000 kişilik (yalnızca 140.000’i Fransızdı) Fransa ordusu ve onun Smolensk’e kadarki savaş yolu, Fransızların Rusya topraklarına girmeleri, Smolensk’in işgali açıklanmıştır.
    Piyer, Moskova’yı terk ederek Borodino Savaşı’nı izlemek için savaşa giden orduya katılır. Bir süre savaş ortamında yaşadıktan sonra Piyer’de ağır ruhsal sarsıntı oluşur. İnsanların birbirini öldürmesi, ölümün bir karış yakında olması onu teemmülde ve bu zamana kadar yaşamadığı yeni ve çok korkunç duygular yaşamasına neden olur. Savaş, orduların yok olması sonucu her iki tarafın çok büyük kaybıyla sona erer. Ruslar, Napolyon’un dev ordusu karşısında durabilmeyi başarırlar ve büyük kayıplara karşın avantaj elde ederler. Fakat stratejik nedenler ve ordunun ciddi kayıplarından dolayı, savaşın ertesi günü Ruslar geri çekilir ve Fransız ordusunun Moskova’ya doğru yolunu açarlar. Savaşta eserin iki ana kahramanı da ciddi yaralanır. Anatol Kuragin ayağını kaybeder, Andrey Bolkonski ise füze patlaması sonucu ölümcül yaralanır. İkisinin ölüm haberi yayılır ama ailelerine hiçbir resmi bilgi verilmez.
    Fransız ordusu Moskova’ya yaklaştıkça şehir nüfusu arasında çalkalanmalar olur ve Moskovalılar şehri terk ederek kaçmaya başlarlar. Şehri terk ederken evleri yakarlar. Bu ise kentte büyük yangının ortaya çıkmasına neden olur. Rostov’lar şehri en son terk eden ailelerden biri olur. Giderlerken kendileriyle sadece önemli eşyaları götüren aile, yaralıların şehirden çıkarılmasına yardımcı olur. Yaralıların arasında Prens Andrey Bolkonski de vardır. Ama Nataşa’nın bundan haberi olmaz.
    Napolyon’un ordusu Moskova’yı fethettiği zaman şehri terk etmeyen az sayıdaki Ruslardan biri de Piyer’dir. Moskova’ya giren Napolyon’u öldürmeye karar verir. Bunun için de, asıl kimliğini gizleyerek dilenci kılığına girer. Daha sonra Fransız askerlerinden birini kurtaran Piyer, hem askerler hem de esirler arasında nüfuz kazanır. Burada o, esirlerden Platon Karatayev ile dost olur. Karatayev ile sohbetleri Piyer’in moral yönünden zenginleşmesine ve dünyaya bakışının değişmesine neden olur. Fransız askerlerinin Moskova’yı yağmalaması ve silahsız Ruslara eğlence için ateş açmalarının tanık olduktan sonra, Piyer Bezuhov ordu ile beraber hareket etmeye zorlanır ve bu sırada ağır Rus kışına maruz kalan Fransız ordusu acilen geri çekilerek Rusya’yı terk etmeye çalışır. Bir süre sonra, Rus ordusu ile küçük çarpışmalar meydana gelir ve Piyer serbest bırakılır. Aynı zamanda, Petya Rostov, Fransızlar tarafından öldürülür.
    Bu arada, Napolyon’a karşı savaşta ağır yaralanan Andrey tesadüfen Rostov’ların evine getirilir. Aile, diğer yaralılarla birlikte onu da kendileri ile Moskova’dan Yaroslavl’a götürür ve ilgilenir. Nataşa yakında Andrey’in onlarla olduğunu öğrenir, bir süre sonra Marya Bolkonskaya da kardeşinin yanına gelir. Andrey, ölmeden önce Nataşa Rostova’yı bağışlar.
    Romanın sonunda Elen Kuragin Fransız askerlerinin birbirinden geçen hastalıktan ölür. Piyer yeniden Nataşa’yı bulur, Nataşa ona Andrey’in ölümünden, Piyer ise Karatayev’in ölümünden konuşur. Her ikisi birbirlerine karşı sevgi hissettiklerini anlarlar ve evlenirler.
  • 1808 syf.
    ·36 günde
    1869 yılında yayınlanan, edebiyatçılar tarafından oluşturulan çoğu listede gelmiş geçmiş en iyi romanlarda zirvede olan bir baş yapıt. Война и мир

    Duymayanınız, bilmeyeneniz yoktur ama okumayananız çoktur. Neden? Çünkü 1800 sayfa. O sebeple çoğu kişi içeriğini tam bilmez. İşte savaşı falan anlatıyor denir. Ben dilim döndüğünce, klavyem yazdığınca anlatayım bari birazcık malumatınız olsun.
    Kitap genel olarak tarihi kurgu roman olarak adlandırılabilir. Ama bu sınıflandırma eksik olacaktır. Evet tarih var "Para,para,para" sözüyle bildiğimiz imparator Napolyon'un Fransa'sı ile Rusya arasında 1800'lü yılların başındaki savaşı anlatır. Ana konusu tarihi bir gerçek olmakla beraber karakterler ve yazarın kattığı olaylar nedeniyle kurgu diyoruz. Ama aynı zamanda toplum psikolojisini, toplumsal olayları anlatan bir kitap olduğundan bence bir sosyoloji kitabı olarakta görülebilir. Zira Tolstoy ile Dostoyevski bu noktada ayrılıyor. Tolstoy, Dostoyevski'ye göre daha bir sosyolojinin önde olduğu eserler veriyor, Dostoyevski ise daha psikolojik derinlemesine karakter analizi olan eserler vermiştir. Kitabı oluşturan konu ışığında yazar, çok fazla da tarihin nasıl oluştuğu, liderlerin tarihe yön verip vermedikleri vs. gibi tarih üzerine konuşmalar ve aforizmalarda içeriyor. Sadece bu kitap içerisindeki tarih üzerine fikirlerinden ayrı bir tarih yorumu olan kitap çıkabilir o kadar yani. Yalnızca bu konuda değil, kitapta o kadar fazla ayrı olay, karakter var ki yalnız bir karakterin kısmını alıp ayrı bir roman da oluşturulabilir. Bunları kitabın ne kadar yoğun olduğunu anlatmak için söylüyorum.

    Romanın içeriğine geçecek olursak, kitap kraliçe onuruna verilen bir davetle başlıyor, burası önemli çünkü bu bölümde yazar bize karakterleri tanıtmak istiyor. Zira bu davete romandaki başkarakterlerin hemen hemen çoğu katılıyor ki daha sonra hepsini bir arada neredeyse hiç görmüyoruz. Peki kim bu Tolstoy'un baş yapıta girme sansını verdiği karakterler. Esas oğlanımız Piyer, Prens Bezukof’un nikahsız bir kadından olma çocuğudur. Romanda en fazla git gellerini gördüğümüz karakter öncelikle, hem iç dünyasında hem düşünce ve kişilik yapısında hem de özel hayatında bir çok yol ayrımı ve değişiklik yaşadığını görüyoruz roman boyunca. Ve Bolkonsky ailesi; Prens Bolkonsky, oğlu Andrey (ki kendisi yardımcı erkek oyuncu olup beni en fazla etkileyen karakterlerden biri) ve kızı talihsiz Marya. Ve de romanın olmazsa olmazı Rostov ailesi; anne, baba Rostov, oğulları Nikolas (diğer yardımcı erkek karakter), ufak oğlan Peyta, kızları Vera, ve diğer kızları esas kızımız, ayran gönüllü Nataşa. Elen, Denisov, Doholov va falan filan bir sürü kişi. Roman Bolkonsky ve Rostov ailelerine üye olanların kişisel ilişkileri üzerine kurulu. Okuduğum kitap İş Bankası Kültür Yayınlarından Tansu Akgün tarafından Rusça aslından çevrilen 2 ciltlik bir kitap. Birinci ciltte Savaş kısmına pek girilemedi, daha çok bir aşk romanı gibiydi. Çok fazla sosyete hayatına girilmiş, karakterlerden ötürü ortam hep böyle. Fakat 2. Ciltte savaşı iliklerimize kadar hissediyoruz. Kahramanlarımızdan tabiki erkekler, peyderpey bazısı devamlı bu savaşa iştirak ettiler. Karakterler arasındaki değişen ilişkiler bu savaş ortamında şekilleniyor. Yani tamamen cephede geçen bir kitap olarak düşünmeyin. Mekan ve zaman olarakta çok geniş ve yoğun bir kitap. Moskova ve Petersburg başta olmak üzere çok fazla yer, şehir, konak vs. yerde geçiyor.

    Peki ben 36 gün gibi uzun bir macera olan bu kitap okumasından ne anladım? Öncelikle çok uzun zamandan beridir okumayı isteyip bir türlü fırsat bulmadığım bir kitabı Tolstoy okuma etkinliği vesilesiyle okumuş olmanın verdiği rahatlık ve mutluluk. Konu olarak ise savaştan ziyade insanları, ilşkilerini ve toplumu anlattığını düşünüyorum. O yüzden farklı bir millet farklı bir çağda olsa savaş insanlarını, ilişkilerini, duygu ve düşüncelerini Tolstoy gibi usta bir yazardan öğrenip anlamanın kattığı bir şeyler var illaki. Velhasılı çok zor ama güzel bir okuma oldu. Ben her ne kadar zor ve kalın bir kitapta olsa özellikle çok kitap okuyan kendini kitapkurdu olarak tanımlayan 1000k sakinlerinin gelmiş geçmiş en iyi romanlardan gösterilen bu kitabı okumaları gerektiğini düşünüyorum.
  • 1808 syf.
    ·15 günde·9/10
    -Fazlasıyla spoiler içermektedir-

    Uzun zamandır okumayı düşünüp okumaya cesaret edemediğimden almamak için direndiğim kitap, arkadaşlarımla ortak okuma düşüncesiyle ani bir kararla kendime yeni yıl hediyesi olarak aldırttım ve okuma fırsatına eriştim, iyi ki de yapmışım, pişman değilim, yine olsa yine yaparım.

    Kitabın ilk sayfaları neredeyse bütün soyluların toplandığı, kendileri yoksa bile isimlerinin dilden dile aktarıldığı balo tarzı bir etkinlikle başlıyor, böyle olunca da ister istemez bir sürü isim çıkıyor ortaya, kendimi birden onların arasından sahneye itilmiş gibi hissettim; ben ne okuyorum, bunlar kim, hangisini aklımda tutmalıyım, ya önemli bir olayı kaçırırsam gibi bir telaşa düştüm ama korkuya gerek yokmuş, basit bir isim listesi yaptım ve her şey kolaylaştı. İlk başlarda bu 100-150 sayfanın gereksiz olduğunu düşünmüştüm ama sonradan kişilerin karakterlerini tanımak açısından mantıklı olduğuna karar verdim. Yazar böyle yaparak bizi bir nevi kitaba hazırlamış.

    Her ne kadar kitap Rus-Fransız savaşını konu alsa da bunu salt askeri yönden ele almayıp o zamanın sosyal yaşantısını da gözler önüne sermiş. Sınıfsal farklılıklar, insanların savaşa bakış açıları, ekonomik sıkıntılarda verdikleri kararlar ya da hırsın, aşkın, entrikanın bir hayatı ne denli değiştirebileceğini savaş ortamıyla çok güzel harmanlamış.

    Savaş kısımlarından çok zaten karakterlerin uzun soluklu dizi gibi olan hayatları sizi daha çok meraklandırıyor, savaş kısımlarının bana sönük gelmesinin nedeni olarak da bizim alışkın olduğumuz tarzda duygulandıran, çetin mücadeleyi içimizde hissettiren tarzda anlatımın olmamasıydı. Buna rağmen, savaşın bir satranç olmadığını, masa başında karar verilen hamlelerin o an akla gelmeyeceğini ve güç dengesinin her an değişebileceğini çok güzel ifade etmiş. Bazı dokunaklı anlarda yok değildi hani. Gözlerimin dolduğu, üzüldüğüm satırlar ilk okuduğum andaki etkisiyle hala aklımda.

    Her karakteriyle farklı duyguları yansıtmış olmasına rağmen benim için Piyer, Andrey ve Marta farklıydı. Onların hayatlarını daha da bir merak ettim, onların hislerini içimde daha canlı hissettim. Okurken aklıma aslında karakterlerin de kendi aralarında bir savaş kadar yıkıcı – bir barış gibi de uzlaştırıcı - huzurlu olabildiği geldi. Kitabın adı kadar keskin ayrımda olanların yanı sıra bazıları da ateşkes imzalayıp karşı tarafa geçti diyebiliriz.

    Çok uzattım, son bir toparlama olarak ben dilini, anlatımını sevdim, çok gereksiz uzatılmış ya da okuması zor tarzında düşüncelerin olduğu inkar edilemez ama açıkçası yazarın bu denli kalabalık karakter ordusundan birçoğunu unutmadan son sayfalara kadar taşıyıp akılda soru işaretlerini en aza indirebilme başarısını gösterebildiği için ben takdir ede ede okudum. Bence siz de okuyun ki olumlu ya da olumsuz olsa da bir paydada buluşalım aynı kitabın adındaki iki zıt ifadenin sayfalar arasında birçok kez toplumlar arasında kesişmesi gibi.
  • 1808 syf.
    ·24 günde·Beğendi·9/10
    spoiler

    Şimdi size bir masal anlatacağım..lütfen ..gözlerinizi kapatın ..

    ÇÜNKÜ AŞIĞIM

    once upon a time ...1812 RUSYA ..
    kitap raflarında onu ilk gördüğümde ...derin bir nefes alıp ..sen benimsin..demiştim
    muhteşem kapağında... ardından ay doğan ..sadece gizemli gözlerini gözlerime dikmiş bir adam vardı...kan kırmızı adının altında ..topların önünde yatan ölüler ve on iki gölge ....OPRİÇNİKLER

    Fransız yazar Jasper Kent in Danilov Beşlemesi ile başladığım Rus toprakları serüvenim ...great TOLSTOY a kadar ilerledi ..bu büyük çoğrafyanın muhteşem yazarlarına aşığım..olaylarına ..devrimlerine..savaşlarına..
    katliamlarına....sürgünlerine...trenlerine
    ..istasyonlarına..insan öldüren soguğuna ..nehirlerindeki buzun genleştikçe çıkarttığı korkunç seslerine ....aşığım...

    danilov ile dolohov arasındaki görüp geçirdiğim ..jivagosuna ..rasputinine ..korkunç ivanına aşığım..

    Tolstoy ise başka bir his kalbimde.. çok büyük...
    savaş ve barış için dünya üzerinde ismini imza olarak bırakan bir çok insan ..o kadar büyük kelimeler yazmış ki benim burada ilkokul çocuğu gibi ..orda o oldu burda şu vardı demem abesle iştigal eder... utanırım..
    .sadece şunları söyleyebilirim ki ...

    savaş ve barış...bir panaromadır...baktıkça detaylararında kaybolduğun bir tablodur..1800 cıvarı sayfa boyunca takriben 10 ana karakter ve yuzlerce yan karakter üzerinden hiç fire vermeden ..teklemeden ilerleyen bir roman...
    tolstoyun kendisini de kitabın içinde yerleşmiş olarak bulabilirsiniz ..ki sonlara dogru bu iyice aşıkardır...

    YIRMI YILLIK BİR YAŞAM VE DEĞİŞİM rüzgarıdır...

    23 gün boyunca normal dünya yüzeyinden beni alıp ...bambaşka topraklarda gezdirebilmeyi başarmış çok ender bir anlatımdır...bazen kendimi sorguladığım
    karakterlerin şaşağa ve şımarıklığına sinirlendiğim..kaderle mühürlenmiş eller birbirini geç te olsa bulduğun da gülümsediğim ..ölümlerde ağladığım sayfalardır ..savaş ve barış...

    "mürekkep hokkasının içine vucudundan etler bırakarak" ...yazdığı söylenen Lev Nikolayeviç Tolstoy için..

    "sayfalarına ruhumdan kabuklar bıraktım" ...dıyen okurları için...

    saygıyla bu büyük romanın önunde eğiliyorum.....

    YA blagodaren ...tüm dünya okuyucuları adına...........
  • 1808 syf.
    ·34 günde·Beğendi·10/10
    " Mutlu olmak için, mutlu olabilme ihtiyacına inanmak gerek! " der, Tolstoy.
    Peki! O zaman hiç sordunuz mu, koşulları insanoğlunun tekelinde olmadığı halde, neden yaşanır savaşlar? Dökülen onlarca kan ve gözyaşına rağmen...

    Şan mı yada şöhret elde etme payesi mi? Yoksa geçici bir heves uğruna mı, yaşanır bütün bu acılar! Yoksa devletin başında bulunan bireylerin, halkın iyiliği adı altında maskeleyerek, halka sundukları zorunlu bir yaptırım mı?

    Savaş insanoğlunun kendi elleriyle yarattığı en büyük yıkımdır. Kaybedilecek onlarca can ve mal kaybına rağmen...

    Tolstoy eserin de tarihi verilere göre, yedi yıl arayla gerçekleşmiş olan, Austerlitz ve Boradino savaşlarına bir yazar olarak tepkisini dile getirmiş. Savaş betimlerinden ziyade göze çarpan, zengin karakter tahlilleri. Eser de mujik diye adlandırılan sıradan halkın içinden çıkan karakterlere yer verilse de, yoğunluklu olarak işlenen karakterler prens ve prensesler.

    Tarihi verilerin her zaman doğruyu olduğu gibi yansıtmadığını, aksine olması istenildiği gibi aktarıldığını Harbiyeli Rostov adlı karakterin diliyle aktarmış okura. Gerçekleşen savaşların müsebbibi olan, Napolyon'un bazı tarihçilere göre kahraman, bazılarına göre de sonradan görme olduğuna dem vurmuş.

    Piyer adlı karakterle tanrısal inancı sorgulamış ve biz okurların da sorgulamasına vesile olmuş. İnsanoğlunun bazı anlarda çatırdayıp, çöktüğü ruhi bunalım sürecini Tanrı'ya olan inancıyla üstesinden gelebileceğine değinmiş. Burada ki betimlemeler bana, tıpkı Karamazov Kardeşler'deki Staretz ve Alyoşa arasında geçen diyalogları anımsattı.

    Tolstoy Prens Andrey adlı karakterin dilinden de, yaşamın ve varlığının anlamını, aşkın var olduğunu hissettiğini ama yaşamadığı için anlayamadığına atıfta bulunmuş. Aslında kurguladığı her karakter üzerinden hakikate değinmiş.

    Hayatta her zaman bazı aksiliklerle karşılaşılabilir. Önemli olan sağlam bir irade ile bu aksiliklerin üzerinden, yara almadan gelebilmektir. Hayatın ve sevdiklerimizin değerlerini anlamak ve kıymetlerini bilmek adına...
    Değerli okur arkadaşlarım, Tolstoy'un akıcı bir kalem ile yazmış olduğu, yaşama dair bir çok soru işaretlerine cevap bulacağınız eseri mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
  • 1808 syf.
    ·17 günde·7/10
    Yaklaşık 20 yıllık bir zaman dilimi, hayatının ince noktalarına kadar tanıdığımız onlarca karakter... Özellikle ilk cildini okurken oldukça zorlandığım, ikinci cildinde beni biraz daha saran, hayran kalmamakla birlikte zihnimde farklı bir tad bırakan bir eser oldu.
    Kitabı bitirince aklıma gelen ilk düşünce; Tolstoy'un bu 20 yıllık süreci, Napolyon ve Aleksandr'ı, onlarca yıl süren savaşı, kitabın ön sözünden son cümlesine kadar bütün süreci tek bir amaç için, kendisinin kadercilik diye adlandırılan düşünce yapısını anlatmak ve kanıtlamak için kaleme aldığı oldu. Onun bu fikrinin temelleri; en önemsiz kişilerin bile tarihin gidişatında rolünün olduğu, ortaya çıkan bir olayın sonsuz sayıda sebebinin olduğu, tarihte öne çıkan büyük insanların olayın gidişatını etkileme konusundaki etkisinin düşündüğümüzden çok daha az olduğu, savaşların-devrimlerin sebebinin birkaç kişinin yol açtığı şeyler olmasından ziyade milyonlarca insanın kısıtlı özgürlük alanlarında yaptıkları eylemlerin bileşkesinin bir sonucu olduğudur.
    Tolstoy kitabının çeşitli kısımlarında ve özellikle son kısmında bize kendi düşünce yapısını bir öğretmen edasıyla aktarıyor. Tarih bilimini ve tarihçileri, tarihte önemli etkileri olduğu sanılan insanları, savaşları ve savaşan insanların hangi yönlendiricilerle hareket ettiğini ve özgür irade kavramını sorguluyor. Özgür irade konusunda ne tam anlamıyla özgür ne de tam anlamıyla mekanik olduğumuzu savunuyor. Onun irade anlayışı belli kısıtları olan bir özgürlük fikrini referans alıyor.
    Eserin bir roman olarak beni heyecanlandıran yerleri olsa da çok akıcı olduğunu söyleyemem.
    Tolstoy'un fikirlerini aktarmak isterken eser boyunca tekrara düşmesi onda; öğrencisinin aptal olduğunu düşünen ve bu yüzden derslerini öğrencisinin kafasına sokmak istercesine anlatan bir öğretmen imajı veriyor.
  • 1808 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Kitap, tam metin olarak 4 cilt ve 2.200 sayfadan oluşmaktadır. Anlaşılır ve akıcı bir dili vardır. Kuşkusuz çevirmenin becerisi de bunu etkileyebilmektedir. Lev Tolstoy, bu kitabı; 1863-1968 yılları arasında 5 yıllık bir sürede yazmıştır.
    Kitabın konusu: Napolyon Bonapart ile Çar Aleksander döneminde 1800 yılların başında yaklaşık 20 yıllık bir zaman dilimine yayılan Rusya-Fransa arasındaki şavaş ve barış dönemlerini incelemektedir. Kendisi de bir dönem orduda görev yapan Tolstoy, savaş koşullarını, karargah ruh halini çok etkileyici ve inandırıcı bir şekilde anlatabilmiştir. Bunun dışında; Rusya'da farklı kesimlerden insanların hayatını ve geleneklerini ortaya koymaktadır. Romanın bu yönünden çok faydalandığımı belirtmeliyim. Bir toplumu tanımak için ya o toplumda uzun süre yaşayacaksınız, ya da bu ve benzeri anlatımlardan yararlanacaksınız.

    Tolstoy, Savaş gibi çok önemli toplumsal olayların bir gelişmeler zincirine bağlı olarak ortaya çıktığını, savaş devam ederken sonucu belirleyenin; savaşı yönetenlerin irade ve yeteneklerinin çok dışında açıklanması güç olan etmenlerin olduğunu ileri sürmektedir. Burada Tolstoy'da kaderci bir inanış göze çarpmaktadır.

    Tolstoy, Tarihçilerin yanlı anlatımlarına çok kızmakta, bu nedenle sık sık tarihçilerle kendisi arasındaki bakış açısı farklılıklarını net bir şekilde vurgulamaktadır. Tolstoy, kitabın 4. cildinin son 40-50 sayfası bu konudaki felsefi açıklamalarına ayırmıştır.

    Bu kitapla ilgili yazıldığı dönemden itibaren çok sayıda övgü içeren değerlendirmeler yapılmıştır. Bu övgüyü kesinlikle hakketmektedir.. Bu nedenle mutlaka okunmasını öneririm.
  • 1808 syf.
    ·17 günde·Beğendi·10/10
    Ah ah!Nedir bu Sonyalar'ın çektikleri.Hep ezildiler,acılar çektiler,mutlu olamadılar.Yazarlar farklı,kaderler benzer.Al Dostoyevski'nin Sonyasını vur Tolstoy'unkine.Eee konu Savaş ve Barış olunca Suç ve Ceza'ya atıf yapmamak olmazdı.İki usta edebiyat dünyasında çıtayı öyle bir yere koymuş ki aşağısı görünmüyor.Elbette bu eseri incelerken Dostoyevski ile kıyas yapmayacağım.Zira birisi Fenerbahçe ise ötesi Galatasaray.Birbirlerinden güç alırlar.:)

    Başlarda oldukça korktum çünkü çok fazla karakter geçiyordu ve hepsi olayların içinde olan karakterler.Zaman zaman "Bu kimdi yahu?" diye diye yarısına geldim kitabın.Ama sonlara doğru her şey yerine oturdu puzzle parçaları gibi.Her karakter tabiri caizse "nevi şahsına münhasır" kişilerdi.Sonya'nın vefası,Nataşa'nın ayran gönüllülüğü,Mariya'nın iyi niyeti...

    Sanki bir kitap değil de dört,beş kitap okumuş gibi hissettim kendimi.Bu kadar olay anca o kadar kitapta bulabilirdim.

    Dil olarak çok sade,duru,anlaşılırdı.Henüz ilk sayfalarında okurken hiç sıkılmayacağımı anladım ve öyle de oldu.

    Kitabın son sayfasını kapattığım bu saatlerde iyiki okumuşum diyerek bu incelemeyi okuyan herkese tavsiye ediyorum. :)
  • 1808 syf.
    Öncellikle yazarı hakkında bilgi vermek istiyorum. Lev Nikolayeviç Tolstoy; Dünyanın en büyük romancılarından sayılan Rus yazar, Hristiyan reformcusu ve ahlakçı düşünür. Dünya edebiyatının en büyük üç romanından biri "SAVAŞ ve BARIŞ'ı Tolstoy yedi yılda tamamlamıştır.

    Dünya edebiyatının en büyük eseri olarak kabul edilmektedir. Savaş ve Barış, savaşların sonucu olan insanlık durumlarına derin bir şekilde sunmaktadır.Soylu sınıfına dair yakın gözlemlerin yanı sıra köy ve kasabalarda yaşanan hayatı da ustalıkla yansıtmaktadır. Savaş ve Barış, Rusya-Fransa savaşlarını konu edindiği için tarihî roman özelliği taşımaktadır.

    “Savaş hakkında dobra dobra, dürüstçe, nesnel ve sade bir üslupla yazmayı Tolstoy’dan öğrendim. Savaşı Tolstoy’dan daha iyi betimleyen bir yazar tanımıyorum.” ERNEST HEMİNGWAY.

    Kalbimizden gelen ve doğru bulduğumuz sese uymalıyız...


    Dünya edebiyatının en başarılı eserlerinden sayılan roman, savaşı, mantıksızlığı, insan vicdanı ile etiğe aykırılığı; büyük zaferler vaat edenlerin sözlerindeki ve çabaları gözler önüne sermektedir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Savaş ve Barış
Baskı tarihi:
2 Aralık 2013
Sayfa sayısı:
548
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054840687
Kitabın türü:
Orijinal adı:
War and Peace
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Antik Batı Klasikleri
İnsanın var olduğu yerde eksik olmayan aşk, hırs, iyilik, düşmanlık ve entrika... Bir yanda ne için yapıldığı bilinmeyen ve onca insanın ölmesine sebep olan savaşlar; diğer yanda 'barış'ın küçük bir sınıfın daimi kaderi oluşu... Savaşta da barışta da dürüstlüğü ilke edinmiş kahramanlar... 19. yüzyıl başlarında Napolyon orduları ile Rus askerleri arasında yaşanan savaş panoraması altında adeta bir belgesel gibi ilerleyen romanda, yüzlerce farklı karakterin gözüyle Rus toumsal yaşamı anlalır. Savaş veBarış, 'hayatın, zamanın Rusyasının, tarihin ve sınıf kavgalarının olağanüstü bir tablosudur.

Kitabı okuyanlar 4.513 okur

  • Zeynettin Yıldırim
  • Burak KUMKAYA
  • Renkli Tirtil
  • MERYEM ŞENTÜRK
  • Elif
  • Sema Dağcı
  • Umut Uğur
  • Semra TÜRK
  • Gülce BAYATLI
  • Tunahan Gediz

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.9 (10)
9
%0.9 (10)
8
%0.7 (7)
7
%0.4 (4)
6
%0.1 (1)
5
%0.3 (3)
4
%0
3
%0.1 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları