"SEKAR"
“İnsan bilinmezlikten korkar ve korkudur insanı hatalara sürükleyen. Bilinmezlikten çekinmeyen insan sayısız seçim demetleri arasında mucize kapıları aralar.”
Doğa, milyonlarca yıldır kendi ritmi ve kurallarıyla varlığını sürdürüyor. İnsanlık ise tarih boyunca bu gücü anlamaya, kontrol etmeye ve bazen dizginlemeye çalıştı.
Bilim, insanlık tarihinin en büyük keşiflerini doğanın sırlarını çözme çabasıyla gerçekleştirdi. Peki ya bir bilim insanı, doğayı kontrol edebileceğini iddia eden bir buluş yaparsa? Kitap, bilim, etik ve insan ruhunun sınırlarını sorgulayan çarpıcı bir yolculuğa davet ediyor bizleri.
Prof. Brusk, titreşimleri nötralize ederek doğa olaylarını kontrol etmeyi hedefleyen bir bilim insanı. Seminerlerinden birinde, titreşen katı maddelerin titreşimlerini nötralize edecek yeni bir enerji üzerinde çalıştığını duyurur. Dünyada yeni bir çağ başlatmayı hedefleyen bu bilim insanı, çalışmalarını henüz tamamlamamış olsa da, elde ettiği bulgularla tüm dikkatleri üzerine çeker. İnsan sınırlarını zorlayan bu buluş, doğa olaylarını kontrol edebilme potansiyeli taşımaktadır.
Ancak roman, sadece bilimsel bir macera değil; yaratılışa karşı mı duruyor, yoksa felaketleri mi önlemeye çalışıyor sorusunu düşündürüyor. Brusk’un geçmişindeki travmaların yarattığı eksiklik duygusu, onu doğaya karşı kontrol mekanizması geliştiren bir zorba hâline getiriyor. Okurken, bu iç çatışma ve vicdan muhasebesi bizlere şu soruyu sordurtuyor: “İnsan, doğayı kontrol ettiğinde özgürleşir mi, yoksa kendi doğasından mı kopar?”
Mikail ise romanda bir başka kutbu temsil ediyor. Ruhsal bir yolculuğun sembolü olarak karşımıza çıkan Mikail, bireysel bir kurtarıcı mı yoksa yalnızca bir uyarıcı mı sorusunu gündeme getiriyor. Onun varlığı, dünyayı ve insanlığı anlama çabamızı da