Senaryo Yazarları İçin Psikoloji

7,0/10  (1 Oy) · 
5 okunma  · 
0 beğeni  · 
201 gösterim
Senaryo yazarları hikâyelerini canlı kılmak istiyorlarsa insan davranışlarını iyi kavramak zorundadırlar. William Indick'in kaleme aldığı bu kitabı iyi değerlendiren yazarlar, Sigmund Freud, Carl Jung, Alfred Adler, Erik Erikson ve Joseph Campbell gibi isimleri senaryolarının ortak yazarları gibi kullanabilirler. Dolayısıyla, Senaryo Yazarları İçin Psikoloji kitabı, psikolojik bakımdan derinlikli karakterleri ve çatışmaları işlemekte temel bir kaynaktır. Bu kitap sayesinde motivasyonu daha anlaşılır kılmayı, inandırıcı kimlik gelişimi tasarlamayı ve beyazperdede sahici çerçeveler oluşturan arketipler yaratmayı daha kolay öğreneceksiniz. Dolayısıyla, bu yalnızca senaryo yazımıyla ilgili bir çalışma değil, aynı zamanda sinema endüstrisine yakından ilgi duyan herkesi, gerçek ve aday senaryo yazarlarının yanı sıra yönetmenleri, film analistlerini ve sinema ve psikoloji bölümleri öğrencilerini etkileyecek bir kitaptır.
  • Baskı Tarihi:
    Temmuz 2011
  • Sayfa Sayısı:
    320
  • ISBN:
    9786051031224
  • Orijinal Adı:
    Psychology for Screenwriters
  • Çeviri:
    Ertan Yılmaz - Yeliz Karaarslan
  • Yayınevi:
    Agora Kitaplığı
  • Kitabın Türü:
Mehmet Aldemir 
05 Eyl 2016 · Kitabı yarım bıraktı · Puan vermedi

Senaryo yazma ve benzeri türevlerinde verilen eğitim ve kitapların çok lüzumlu olmadığı kanaati oluşmaya başladı bende.

Bu kitabı ele aldığımızda, yaşanılan her olay, her durum, her karakter bir psikoloğun kuramına - olgusuna bağlanmış. Doğal olan, gerçek olan şu ki; psikologlar, yaşanılan insan davranışı sonucunda bu olgu ve kuramlara ulaşmıştır. Yani bizim bu olgular ile doğal bir karakter ortaya koymamız mekanik kurallar çerçevesinde olacak ve doğal olmayacaktır.

Yaşadığımız olaylar ve zihnimizde ürettiğimiz hayaller vasıtasıyla türettiğimiz bir senaryo veya hikayede, iyi karakter, kötü karakter ve yol gösterici karakter olacaksa; bunlar bu şekilde doğal olur. Ama ben Freud'un ortaya koyduğu "id" benliğine uygun bir kötü adam, ego benligine uygun bir kahraman ve süper egoya uygun bir yol gösterici karakter türetmeye çalışırsam; bunların hiçbiri doğal ve yaratıcı olmayacaktır. Birtakım kavram ve kuramlara göre hikaye ve kahraman yaratmak, işin doğallığını bozacak kanaatindeyim. Varsın ben senaryomu, hikayemi yazdıktan sonra pedagog, psikolog senaryomu incelesin. Yararını,zararlarını ortaya koysun. Ama bu kavramlar çerçevesinde kalırsam ben, sadece yaratıcılığımı kaybederim diye düşünüyorum.

Sanatta işin tekniğini öğrenmek elbette lüzumludur. Bir resim yaparken malzemelerinizin neler olduğunu, nasıl kullanıldığını öğrenmeniz gerek. Siz bunları öğrendikten sonra hiçbir ressam size "haydi şimdi benim yaptığımın aynısını çiz" demez. Senaryo yazımında da aynı mantıktan yola çıkarak kişilere senaryo tekniği gösterilmelidir. Fakat kötü adamımız şöyle olmalı, iyi adamımız şöyle olmalı şeklinde yönlendirmeler sadece yaratıcılığı engeller diye düşünüyorum.

"İyi bir kötü karakter yazmanın sırrı, kendi içimizdeki id'le ilişki kurmaktır. Kontrolünüzü kaybedin, engellemelerinizi kaldırın, bütün birincil dürtülerinizin sayfaya akmasına izin verin ve kötü karakterin vasıtasıyla en karanlık korkularınız, rüyalarınız dürtüleriniz ve arzularınızı ifade edin." Sayfa 19'daki tavsiye. Belki benim senaryomdaki kötü adam, hayatın kötülüğüne yenilmiş ve aslında iyi niyetli; mecburen kötü olmuş bir adam. İyinin kötüsü belki bu adam. Fakat ben bu telkinlere uyarsam kendi zihnimle çelişmiş olmayacak mıyım?

Senaryo yazma sanatıyla ilgili telkinler içeren bu kitapla ilgili okuma serüvenim hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Belki de hata yapıyorum. Belki de yanlış kişi olarak yanlış kitabı okudum. Bu kitap başka yazmak isteyen kişilere faydalı olabilir, bilemiyorum. Fakat yazma sanatıyla ilgili işin tekniği dışında yaratım sürecine karışan bu tarz kitapları pek faydalı bulmuyor, ticari amaçlı görüyorum. Aynı zamanda bu tarz kurslarla ilgili de aynı görüşteyim. Özgün olmak, farklı olmak için kendi zihnimizi dinlemeliyiz. Başkasını dinleyerek özgünlüğü değil taklitçiliği bulmuş oluruz...