Gururum okşandıkça iyi kalpli, anlayışlı, arkadaş canlısı, tasasız, tatlı dilli oluyordum: Başarımın büyüklüğü neredeyse alçak gönüllü görünmemi sağlıyordu.
"Geçmişin o boğucu döneminin her eylemi, her sözcüğü, özellikle de her utancı belleğime kazılı; sürekli geriye dönüyor, kabuk bağlamak bilmeyen bir yaranın izlerini arıyorum."
Dün sarı salonda küçük avukat Gino, kaç zamandır karşılık bulamayan bir tutkunun boğuk sesiyle kulağıma şunları fısıldıyordu: "Acıyın bana kontes; kovun beni, uşaklarınıza emir verin, artık içeri sokmasınlar; ama Tanrı aşkına, bu dayanılmaz belirsizlikten kurtarın beni, n'olursunuz söyleyin, bir umut besleyebilir miyim?" Zavallı genç, ayaklarıma kapanırken, ben dimdik, duyarsız, aynada kendime bakıyordum. Kırışık bulmak için yüzümü inceliyordum. Perçemlerin döküldüğü alnım, bir kız çocuğununki gibi diri, alımlıydı; geniş burun deliklerimin, dolgun kırmızı dudaklarımın üstünde ufacık bir çizgi yoktu. Açınca, ışıl ışıl dalgalanarak omuzlarıma dökülen mürekkep karası uzun saçlarımda, ağarmış tek bir tel bulmamıştım hiç.
Geçmişin o boğucu döneminin her eylemi, her sözcüğü, özellikle de her utancı belleğime kazılı; sürekli geriye dönüyor, kabuk bağlamak bilmeyen bir yaranın izlerini arıyorum. İçimde duyduğum acı mı, yoksa ürperti mi, tam anlamıyla bilemiyorum.