Şiir, en genel tanımıyla, duyguları, düşünceleri, hayalleri ve izlenimleri, ritmik ve ahenkli bir dille, yoğun ve etkili bir şekilde ifade etme sanatıdır.
Peki ya her zaman varolana mı yazılır dersiniz ,elbette hayır!
Bazen gelmeyecek olana da yazılır...
Bu durumda genellikle derin bir özlem, hüzün ve bazen de umutsuzluk barındırır bu satırlar. Bazen kaybedilen bir sevgiliye, uzaklara gitmiş bir dosta, artık hayatta olmayan birine veya gerçekleşmesi mümkün olmayan bir hayale duyulan yoğun duyguyu bile ilmek ilmek işler. Bazen geçmişte yaşanan güzel anıların hatırlanması ve bu anıların acıyı daha da derinleştirmesiyle çıkar karşımıza bazen de geri dönüşün veya kavuşmanın imkansızlığının bilinmesiyle hissedilen çaresizliğe atıfta bulunur.
Gidenin bıraktığı fiziksel veya duygusal boşluğun tasviri de yapılır, bazen de ulaşılmazlığı, mesafeyi veya farklı dünyaları simgeleyen metaforik gizli öznelerle merakımızı cezbeder,acıyla yaşamayı öğrenme ve durumu kabullenmeye çalışmayla sonlanır ya tam öyle bir şiir kitabıyla geldim.
Dünyevi zevklerden kurtulup ilahiye yönelmek kısmı ise benim için çok değerliydi. En sevdiğimi ekliyorum ve şiirle kalın dostlar.
"Seraye IV (Gül-ü Nevruz)
Adına dünya dediğimiz boy aynasının
Allah'a bakan tarafı mahcubiyet
İnsana bakan tarafı pişmanlık değilimdir?
.
Kula ait olan hiçbir şey sonsuz değildir
Ne giden bizimdi , ne de gelecek olanın sahibiyiz
Gücünü de görür, özünü de bulur kişi
Kabullenip gerçeğini,sığınınca kendine
İçındeki sesi dinle kadınım
Haykıracak âleme kim olduğunu...
.
Bin yıldan beri kendimi b/içiyorum
İlimsiz beşeriyeti dize getirmek için
Kalbinin başucunda bir şair olmak için
Sular seller gibi kendimden geçiyorum."
.
(Devamı kitapta )