Sesli kitabıyla başladım, 50 sayfasını oradan dinledim ve fark ettim ki sesli kitaplar bana göre değil. Kitabın havasını bozuyorlar. Bir sürü karakter var ve hepsini bir kişinin sesini farklı tonlara getirerek okuması hiç hoşuma gitmeyen bir şeymiş. Ayrıca kitabın dili biraz farklı, kullanılan kelimeler genelin kullandığı kelimeler değil de eş anlamlı ve bilinmeyenler. Bu da okumamı yavaşlattı. Buna rağmen devam ettim, olaylar, gelişmeler kendinden koparmadı.
Archbishop'un Lou ve Reid'i apar topar evlenmeye mecbur bırakmasının altındaki sebep, Reid'in cadı avcısı olup Lou'nun cadı olması ironisinin kullanılış şekli, Lou'nun arsızlığının yanında Reid'in şok oluşları, masum Ansel, cadılar meclisi birbirine girmişken dikkatleri dağıtmak için Big Tiddy Liddy'yi bağırarak söyleyen Beau, ortam gerici olduğu halde araya sıkıştırılan hafif komedi, diyalogların güzelliği... Her şeyiyle çok sevdiğim bir kitap oldu.
Sonlara doğru Lou ve Reid'in ilişkisinin anca yerli yerine oturması çok önemli bir detaydı benim için. Bu tür fantastik kitaplarda duygusal ilişkilere pek önem verilmiyor. Yüzeysel bir şekilde işleniyor ve sanki çok derinden bir bağ yaratılmış havası veriliyor. Bu da beni sinir eden konulardan biridir. Bu kitapta Lou ve Reid'in diyaloglarından alın, hareketleri, birbirleri hakkında düşünceleri, zaman içinde gelişen bağları.. hepsi birbirinden anlamlıydı. O duyguyu karşıya geçirebilmek çok önemli. Tam puan vermemin en büyük sebebi buydu.
Karakterlerin aralarındaki bağ da yine çok anlamlıydı. Madame Labelle'in, Archbishop'ın, Morgane'in, Kral Auguste'un geçmişte yaşadıkları şeylerin şimdi bizimkilerin başına bela olması. Lou'nun bütün Lyon kanını yok etme gücüne sahip olma potansiyelinin diğer kitapta başlarını daha çok belaya sokacağını Reid kitabın kapanışında