Uwe Timm’in Sıcak Yaz romanı, 1968 Almanyası’nın özgürlük arayışını, onu çevreleyen sınıfsal çelişkilerle birlikte düşünmeye zorlayan önemli bir anlatı. Dönemin kolayca mit haline gelen başkaldırı anlatılarına kapılmadan, o yılların ruhunu içerden ama eleştirel bir gözle kavrıyor. Bu romanı okurken, küçük burjuva gençliğin özgürlük arzusuyla, üretim ilişkilerinden kopukluğunun nasıl iç içe geçtiğini tüm yalınlığıyla görmek mümkün.
Daha ilk sayfalarda geçen “Trende sigara içilebilen bir kompartımana oturup esrar içmişlerdi.” cümlesi bile bu ruh halini özetler. Özgürlük burada bir ulaşım aracında, kamusal bir mekânda, özel bir keyfin icrasına dönüşür. Ama ne sigara, ne esrar, ne de tren bileti sınıf dışıdır; hepsi satın alınabilir, yani maddi koşullara bağlı şeylerdir. Romanın henüz başında beliren bu sahne, 68 kuşağının özgürlük tahayyülünün ne denli bedensel, anlık ve tüketimle iç içe geçmiş olduğunu sezdirir.
Tam bu noktada Walter karakteri devreye girer. Çok kısa görünür ama metnin neredeyse tamamına yayılmış bir vicdani yankı gibidir. “Siz neyle geçiniyorsunuz?” diye sorar, ama bu bir soru değil, adeta bir sınıfsal saptamadır. Romanda bu soruya yanıt gelmez. Ullrich, gülümsemeye çalışarak susar. Çünkü gerçek olan şudur: bu soruya verecek cevabı yoktur. Daha doğrusu, özgürlük adına savrulurken kendi sınıfsal zemininin farkına hiç varmamıştır.
Walter’ın bu tek cümlesi, romanın geri kalanını belirleyen bir çentik gibi durur. O andan itibaren, okuyucu için de karakter için de geçmiş deneyimler artık aynı biçimde düşünülemez. “Yahu, bunlar başa bir gelirse.” diyen başka bir karakterin sözleri, öğrencilerin sistem karşıtı gibi görünüp aynı zamanda komünizmden korktuklarını açığa çıkarır. Öğrenci-işçi ittifakı efsanesinin içinin ne kadar boş olduğu burada açıkça ortaya