“Buraya kapıdan girip bacadan çıkacaksınız!” Bu söz bir anda karşınıza çıksa, büyük ihtimalle bir sihirbazlık gösterisinin afişiyle karşı karşıya olduğunuzu düşünebilirsiniz. Ya da etkileyici bir metaforla karşılaştığınızı. Fakat bu sözün, Nazi kamplarındaki krematoryumların kapısında yazdığını öğrendiğinizde tüyleriniz diken diken olacaktır. En azından bende öyle oldu. Her ne kadar bu sözün, SS subayları tarafından Yahudileri dehşete düşürmek için söylendiği rivayet edilse de yazarımız bu sözü krematoryumların kapısına yerleştirerek yaşanan insanlık dışı vahşeti daha derinden hissettirmek istemiş.
Kapılarda yer alan başka bir söz de aynı şekilde düşündürücü: "Arbeit macht frei" (Çalışmak özgürleştirir). İnsanlara umut verip ardından onları yok etmek. Dehşet verici bir aldatmaca!
Yazarımız, Almanların Yahudi soykırımını kaleme alıyor. Bu büyük vahşeti anlatırken, kurgusal bir karakterle bizi olayların içine çekiyor; Simon. Hikâyenin gidişatında Simon’un ailesi kadar şanslı olup olmadığını çözmek zor, çünkü bu kamplarda yaşananları gördükçe, ölümün bir kurtuluş olup olmadığını sorguluyoruz. Trenlere bindirilip kampa gönderilen Simon, ailesini daha kampa varamadan kaybediyor. Bu andan itibaren biz de insanlık tarihinin en acı bölümlerinden birine tanıklık etmeye başlıyoruz. Eğer bu kamplar hakkında daha önce bir bilginiz yoksa, kitap boyunca nefes almakta zorluk çekebilirsiniz.
Zafer Bey, kurgu ve tarihi harmanlayarak bizi etkileyici bir yolculuğa çıkarıyor. Bunu yaparken de başlarda belgesel tadında bir anlatım sunuyor. Cümleleri kısa ve ahenkli olmasını hoşuma gitti. Yazarımız bunu ustaca yapmış. Ancak bazı bölümlerde diyalogların daha yoğun olmasını, bazı sahnelerin daha derinlikli yaşanmasını beklediğimi söyleyebilirim.
Roman kısa olmasına rağmen (135 sayfa),