SİYAM & STİG SAETERBAKKEN
İkili yaşamın yorucu anlatımı
İnsanın bedeni eskir, belleği eskir ama ya duyguları? Kitabın etiketi bu soruydu. Soru 'bu eseri okuyun' dürtüsü için
sorulmuş gibiydi. Eserin geçtiği mekan Edwin ve Erna yaşlı karı kocanın ömürlerinin son günlerinde yalnız yaşadıkları evdir.
Edwin evin banyosunda sallanan sandalyede görme yeteneğini yitirmiş bacakları tutmaz vucudunun çürümeye yüz tutmuş şekilde
anlatır yaşadıklarını. Erna Edwin'e bakmanın zorluklarından bahseder. Eski günleri anımsayarak ondaki değişimleri ve
ölüme hazırlıklarını sunar okuyucuya. Eser anlatım bakımından argo ve iğrenç ifadeler içermektedir.
Geçmişin silinemezliği ve geleceğin meçhul hali bu kitap. Boguldum okurken, bunları yaşamak istemediğimi zaten biliyorum ama şimdi tam emin oldum. Ne kimseye yük olmak isterim ne o kadar fedakarlık yapmak zorunda kalmak. Hiç bir zaman siyam olacak kadar bütünleşebileceğime inanamiyorum. Zor. Bu tip bir hayatın getirdiği götürdüğünün yanında hiç kadar. İnsan her zaman bir parça özgür bir parça yalnız olabilmeli bütün planlarında. Bu kitabı hiç sevmedim ama bir kez daha okuyacağıma eminim.
Zavallı, zavallı ben hayatım boyunca diğer insanlara baktım ancak şimdi bana bakacak tek bir kimse yok..
Siyam yaşlı bir çiftin yıllar geçtikçe farklı bir boyuta taşınan evliliklerini ve adeta tek bir bedende birleşen ikili yaşamlarını trajikomik bir anlatım.
Kitapta Edwin ve Erna adında yaşlı bir çiftimizin günlük yaşamda akıllarından geçen düşünceleri okuyoruz. Edwin karakteri sonradan yaşadığı körlük ve hastalık sebebiyle oldukça huzursuz, bir sandalyeye mahkum olduğu için oldukça öfkeli, karısının onun bakımını üstlenmesinden dolayı ona yük olduğunu bildiği halde bunu yapmak zorunda ama diye bir karşı çıkmayla oldukça kavgacı bir karakterimiz. Okurken Edwin karakterine ilk önce sinirlenirken kitabın sonuna yaklaştıkça yaşadığı araf anıyla birlikte bir şefkat duydum diyebilirim. Her ne kadar karısının nefes almasından bile rahatsız olsa da son anında yine onun elini tutmak istiyor. Erna ise oldukça nazik , naif, hasta olan eşe bakmanın sorumluluğunu üstlenmesiyle kendi hayatının sekteye uğradığını dile getiren, eşine karşı hem nefret hem sevgi besleyen bir karakter. Erna eşinin huysuzluğundan yılsa da Edwin'nin olmadığı bir eve uyanmanın acısını hissettiğini söylediği kısımları okurken oldukça etkilendim.
Kitaba büyük bir beklentiyle başlamamıştım ama bir ömrü beraber geçiren bir çiftin birbirine karşı duyduğu hislerin oldukça şeffaf bir dille anlatılmış olmasını çok sevdim.
Geçmişin silinemezliği ve geleceğin meçhul hali bu kitap. Boguldum okurken, bunları yaşamak istemediğimi zaten biliyorum ama şimdi tam emin oldum. Ne kimseye yük olmak isterim ne o kadar fedakarlık yapmak zorunda kalmak. Hiç bir zaman siyam olacak kadar bütünleşebileceğime inanamiyorum. Zor. Bu tip bir hayatın getirdiği götürdüğünün yanında hiç kadar. İnsan her zaman bir parça özgür bir parça yalnız olabilmeli bütün planlarında. Bu kitabı hiç sevmedim ama bir kez daha okuyacağıma eminim. (Seren ÖZDEMİR)
İkili yaşamın yorucu anlatımı: İnsanın bedeni eskir, belleği eskir ama ya duyguları? Kitabın etiketi bu soruydu. Soru okuyun bu eseri dürtüsü için sorulmuş gibiydi. Edwin ve Erna yaşlı karı kocanın ömürlerinin son günlerinde yalnız yaşadıkları evdir eserin geçtiği mekan. Edwin evin banyosunda sallanan sandalyede görme yeteneğini yitirmiş bacakları tutmaz vucudunun çürümeye yüz tutmuş şekilde anlatır yaşadıklarını. Erna Edwin'e bakmanın zorluklarından bahseder. Eski günleri anımsayarak ondaki değişimleri ve ölüme hazırlıklarını sunar okuyucuya. Eser anlatım bakımından argo ve iğrenç ifadeler içermektedir. Kitap ile ilgili ilk incelemeyi yaptığım için ayrıca yazara ve emeğine saygı duymak adına daha fazla olumsuz cümleler kurmak istemiyorum. Puanım eser hakkındaki görüşümü ortaya koymaktadır. (Doğan Gülhan)
Yaşlı iki çiftin yıllar ilerledikçe çok farklı bir boyuta taşınan evliliklerini adeta tek bedende birleşen ikili yaşamlarını trajikomik bir anlatımla yansıtıyor. Ben okurken biraz sıkıldım yavaş ilerleyen konu sürekli hasta bir adamın kafasında kurdukları derken zar zor bitirdim (Perihan Syr
Siyam
Yaşlı evli çift Erna ve Edwin. Edwin bakıma muhtaç, bacakları hareket etmiyor ve gözleri görmüyor. Erna kocasıyla ilgileniyor ve sorumluluğu üstlenmiş.
Birbirlerine sevgi ile mi yaklaşıyorlar yoksa içinde bulundukları duruma olan nefretlerini birbirinden mi çıkarıyorlar belli değil. Hakaretvari konuşmaları da sanırım bu yüzdendi. Argo diyeceğim bir dille yazılmış. Ben beğenmedim ne yazık ki sadece başladığım için bitirdim.
Karaca: Hiç aşık oldun mu?
Kuntadam: Haywr.
Kuntadam: Ama olmus birini tanıyorum.
Karaca: Sordun mu ona nasil bir seymis?
Kuntadam: Sordum. Akil isi degilmis.
Karaca: Beren de böyle söyledi. Galiba aynı kisiye sormuşsunuz Sence nasil bir sey olurdu? Insan nasil anlar ki aşık oldugunu?
Kuntadam: Bence insan yasarken anlamaz, gittiginde anlar
Karaca: Ama o zaman çok geç olmaz mi?
Kuntadam: Olur.
Karaca: Geç olur.
Kuntadam: Geç olur ve aşk olur
İnsanın bedeni eskir, belleği eskir ama ya duyguları? Kitabın etiketi bu soruydu. Soru okuyun bu eseri dürtüsü için sorulmuş gibiydi. Edwin ve Erna yaşlı karı kocanın ömürlerinin son günlerinde yalnız yaşadıkları evdir eserin geçtiği mekan. Edwin evin banyosunda sallanan sandalyede görme yeteneğini yitirmiş bacakları tutmaz vucudunun çürümeye yüz tutmuş şekilde anlatır yaşadıklarını. Erna Edwin'e bakmanın zorluklarından bahseder. Eski günleri anımsayarak ondaki değişimleri ve ölüme hazırlıklarını sunar okuyucuya. Eser anlatım bakımından argo ve iğrenç ifadeler içermektedir. Kitap ile ilgili ilk incelemeyi yaptığım için ayrıca yazara ve emeğine saygı duymak adına daha fazla olumsuz cümleler kurmak istemiyorum. Puanım eser hakkındaki görüşümü ortaya koymaktadır.
Kitapta bağ kurmak o kadar ki sürekli olaylar değişir anlatım dili ve kitap hiç beklediğim gibi değildi, kendimi bir türlü kitaba veremedim. tamamen zaman kaybı oldu
İki yaşlı çiftin evde geçen yaşamlarını konu alıyor bayan Erna ve bay Edwin.
Aslında her geçen zaman çok kıymetli olmalı ama bunu bazen düşünecek zamanımız bile olmuyor o kadar düşüyoruz ki farklı şeylere güzel olan çoğu şeyi kaçırıyoruz belki de. Sandalyeye mahkum bir adam ve yaşlı eşi Erna kendi düşüncelerinde anlatıyor bize evde geçen yaşamlarını ...zorluklar, hayatlar ve hayaller . Bir kez hapis oldun mu o yaşama artık çıkmaza gider hep .