Zincirin Kırıldığı Yerde İnsan Başlar
Köle olarak doğmadı. Ama insanın insanı köleleştirdiği bir çağda, özgür doğmak bile köle olarak yaşamaya engel değildi. Spartaküs, Roma İmparatorluğu’nun kanla sulanmış arenasında yalnızca bir gladyatör değil; tarihin en haklı isyanlarından birinin adı, bedeni ve bilincidir. Onun adı, efendi-köle diyalektiğinin yırtıldığı yerdir. Ve o yırtık, hâlâ kapanmadı.
Trakyalı bir savaşçıydı önce. Roma ordusuna katıldı, sonra firar etti. Yakalandı, zincirlendi, satıldı. Bir insanın başka bir insan tarafından mülkiyetle tanımlandığı sistemin içine atıldı. Capua’daki gladyatör okulunda, kılıç tutmayı değil; hayatta kalmanın anlamını öğrendi. Gladyatörler arenada dövüşürken halk çığlık çığlığa eğleniyordu. Roma, kendi çöküşünü izlerken alkış tutuyordu.
M.Ö. 73 yılında, zincirlerini kıran yetmiş kadar gladyatörle birlikte ayaklandı Spartaküs. Ellerinde mutfak bıçaklarıyla çıktıkları yolda, binlerce köleye umut oldular. Onların mücadelesi bir "köle isyanı" değildi yalnızca; bu, insanın insan olma hakkını savunmasıydı. Kimin tarihinden bakarsak bakalım, Spartaküs orada bir kavganın haklı tarafında, bir yanlışa başkaldırının merkezindedir.
Üç yıl boyunca Roma’nın düzenine kafa tuttu. Dağlarda kurdukları kamplar birer komün gibiydi; mülkiyet yok, efendi yok, baskı yok. Sadece özgürlük tutkusu vardı. O, bir ordu kurmadı; bir bilinç yarattı. Köleliği doğallaştıran sisteme karşı, “Bu kader değil!” diyenlerin sesi oldu.
Ama Roma sadece bir imparatorluk değildi; bir sistemdi, bir tahakkümdü, bir akıl oyunuydu. İsyanı bastırmak için gönderilen lejyonlar, sayıca çok, niyetçe kırıcılardı. Spartaküs son savaşını verirken, bedeninden önce fikri kuşatıldı. Ve o