Cassie Blackwell, Virginia’daki bir tütün çiftliğini, babasının uzun süreli bir iş seyahatine çıkmadan önce kendisine bıraktığı vekaletle yürüten, genç ve güzel bir kızdı. Çiftlik idare etmeyi, mahsüllerle ve sorumluluğu altındaki insanlarla ilgilenmeyi seviyordu. Aslında kızların çiftlik yönetmesi o dönemde Williamsburg’da yasal olarak da sosyal olarak da kabul edilmeyen bir durumdu. Emirlerinde çalışan köle ve esirlerle ilgili fikirleri gibi, kadınların bu tip görevlerde olması konusunda da yaşadıkları çevreyle aynı fikirde değildi Cassie ve babası Abraham Blackwell. Cassie’nin, ailesi gibi gördüğü, özgür kişilerle aynı şekilde muamele ettiği esir ve kölelerinin de desteğiyle sürdürdüğü çiftlik düzeni, arada komşularının meraklı ve onaylamaz tavırlarıyla karşılaşsa da sorunsuz bir şekilde devam ediyordu. Ta ki bir gün, Cassie’nin bir gemiden satın aldığı gizemli mahkum Nicholas Braden ciftliğe gelene kadar. Hem Cassie’nin hem Nicolas’ın sırları ve sınırları vardı. Ve amaçlarına ulaşmak için ikisi de akıllıca hareket etmeliydi. Birbirlerini her yerde her durumda fark eden, istemeseler de birbirlerine çekilen ikilimizin ilişkisinde şüpheler güven, bağlılık ve sadakate, fiziksel çekim ise yerini daha derin duyguların beslediği tutku ve aşka dönüşecekti. Ama, öncelikle entrika, cinayet, hırs, yalanlar ve aşkla dolu pek çok olayın çözümlenmesi gerekiyordu.
Cassie ve Alex, güçlü, adil, çalışkan ve dürüst kişilikleriyle birbirlerine oldukça benziyorlardı. Aralarındaki çekim ve tutkulu aşklarını okumak çok güzeldi. Jamie, Zach, Nan, Takotah, Bay Carter, Lucy, Matthew, Elizabeth kitabın sevdiğim karakterleriydi. Aralarındaki ilişki, birbirlerine olan sevgi ve destekleri ile ortaya çıkan sıcak ortamı okumak oldukça hoşuma gitti.
Konusu ve geçtiği dönem olarak şimdiye dek