Meselâ bir gazetede «Karnaval» kelimesini görse derhal (kar) ın önüne bir (I) ilâve eder, (naval) ın (L) sini (R) ye tahvilde hiç beis görmez. Bu kelimeyi «Karı ne var?» suretinde okuyuverir. Bu nâkıs, gülünç, uydurma okuyuşu ile büsbütün kara cahil olan komşu kadınlara malûmatfüruşluk eder. Mahallede âdeta allâme geçinir, bu hocalık sıfatı
Nefisenin ilminden, fazlından ziyade püfçülüğünden kinayedir. Baş ağrısına, sızıya, kulunca, ısıtmaya okur. Püfçülük etmek istiyenlerin ağızlarına tükürerek icrayı san’ate icazet verir.
Yalan bazan işe yarar. Ben şimdi belki hakikatten
ziyade ona muhtacım. Fakat derdine deva istemiyen, ilâçtan iğrenen hastalar da olmaz mı? İşte ben de öyleyim. Fikir ve kararım işte yarım saatte birkaç şekle giriyor. Ne düşüneceğimi bilemiyorum. Artık söyliyeceksen doğru söyle, hakikati ketmedeceksen hiç söyleme...
— Yedi dolaptan yedi çekirdek fare tersi toplıyacaksın; yedi komşunun havanında döveceksin. Yedi çeşmeden yedişer damla su alacak, o siyah tozu yoğuracaksın.(…) Bu hamur, yedi fırında pişecek...
— Sonra bu hamur yedi terazide tartılarak yedi bölüğe ayrılacak... Her bölüğü bir çeyrek mecidiye ile bir arada ufak çıkınlara bağlanacak. Sabahleyin gün doğmadan yedi köşe başına bırakılacak...
Kızım, senin mevkiinde bir kadın, dostuna karşı sadakat, doğruluk göstermekle ona yaranamaz...
— Bir hiyanetimi, sadakatsizliğimi görürse beni derhal terketmez mi?
— (Gözlerini açarak) Etmez... Ona doğruluk gösterdikçe, sadık kaldıkça senin için terkolunmak tehlikesi vardır. Çünkü artık seni kendi has malı gibi addeder. Nikâha da lüzum görmez; az vakit sonra da bıkar. Adını sanını ağzına almayıverir. Sen ondan şimdi ne koparırsan, onu kıskandırmakla koparabilirsin... Daima ikinizin arasında bir üçüncü erkek gölgesi olmalı... Şimdi Mâil seni o kadar seviyor ki, bir erkekle tutsa bile mümkün değil
senden vazgeçemez. Ama, kıskandırmayıp da kendini Mâile vakfedersen, az müddet sonra onun muhabbetinde bu şiddet kalmaz; yavaş yavaş senden usanır.