Lindsay Clarke tarafından yazılan Truva ve Truva'dan Dönüş isimli seri, doğal olarak Homeros'un İlyada ve Odysseia destanlarından temelini alan iki kurgu kitap. Homeros tarafından yazıya geçirilen bu destanların ilki olan İlyada'da savaş yıllarına, Odysseia'da ise İthaka Hükümdarı Odysseia'nın savaş sonrası eve dönüş yolunda yaşadıklarına tanık oluruz. Lindsay Clarke da bu iki anlatıya sadık kalarak ilk kitabı olan Truva'da ki çok severek okumuştum, savaş yıllarında yaşananları kurgusal boyutta bize aktarmıştır. Devam niteliğinde olan Truva'dan Dönüş isimli kitabında ise artık savaş bitmiş ve geriye kahramanların yaşadığı acıları anlatmak kalmıştır. Acılar diyorum çünkü hiçbir savaşın kazananı yoktur ve Truva savaşından galip çıkanlar dahi savaş sonrası bir bir hüsranla karşılaşmışlardır. Savaşın çıkış noktası Paris ve güzeller güzeli Helen'in aşkıdır ancak sonucuna baktığımızda insan kendini yoktan yere açılan bir savaş ve bu savaşın yarattığı tahribatlara üzülürken bulmaktadır. Truva'dan Dönüş'te de ana karakter Odysseia gibi gözükse de Menelaos, Agamennon, Klytaimestra, Penelope gibi farklı karakterlerin de tarih sahnesinde aldıkları rollerle bir bir tanışıyoruz. Bir yandan onların hikâyelerini bir yandan da seneler boyunca kurnazlığı ile ihanetin merkezinde olan Odysseia'nın bu sefer de karısına olan ihanet dolu yolculuğunu birlikte okuyoruz. Kadın, erkek ayırt etmeksizin hepsinin ziyan olduğu bu tarihi yaşanmışlıkta insan yine de özellikle kadınlara ve onların başlarına gelenlere daha çok üzülürken buluyor kendini. İphigenia, Penelope, Klytaimestra, Andromakhe erkek egemen dünyada farklı yollarla kurban edilen kadınlardır. İlk kitap olan Truva'yı daha zevk alarak okumuştum, Truva'dan Dönüş'te kurgu tarihin gerçek kısımlarının anlatımı ile daha çok doldurulduğu