Turan'a Doğru (Ey Türk Uyan)

·
Okunma
·
Beğeni
·
17
Gösterim
Adı:
Turan'a Doğru
Alt başlık:
Ey Türk Uyan
Baskı tarihi:
1973
Sayfa sayısı:
110
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ergenekon Yayınevi
uran'a Doğru ilk defa 1918 yılında yayınlanmıştı. Büyük Şair'in doğumunun 104. yıldönümünde yapılan bu baskısı, eserin yeni Türk harfleriyle ilk defa yayınlanışıdır. (Sunuştan)
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Biz Oğuzlar soyu olan Türkleriz;
İlk ateşi parlatan, .
İlk sabanla sert toprağa toh’m atan,
İlk ocağa temel koyan hep biziz.

Her bucakta vahşî yeller eserken
Isığgöl’de çadır kuran biz vardık;
Urallarda boz ayılar gezerken
İlk kervanı biz Uygurlar çıkardık.

Bakın, bizim öz Türkçemiz ne hoş dil;
Onun her bir nağmesi,
Gökten gelen hitap gibi saf sesi
Ne bülbüle, ne duduya eş değil.

Bu dil alageyiklerin içtiği
Yakut renkli çaylar gibi şarıldar;
Orhun ile Kızılırmak gibi ki
Sularında ruhlarımız pırıldar.

Eğiliniz ey şerefler, ey şanlar.
Ey ırklara altın destan yazanlar!
Biz devlerin, fillerin
Diz çöktüğü kuvvetiz;
Eski, yeni dillerin
Anlattığı milletiz!…

Biz Türklerde büyük, küçük tanılır;
Bizim için kan saçan.
Bize necat vermek için yol açan
Azizlerin sırasında anılır.

Beyaz saçlı insanlarla aliller
Bizde saygı, bizde acı bulurlar;
Solgun yüzlü yetimlerle sefiller
Bize evlât, bize kardeş olurlar.

Bizde her kalp Şark ruhunu titretir;
Şu ihtiyar dünyanın,
Peygamberler yurdu olan Asya’nın
Bozulmayan pak ahlâkı bizdedir.

Bizdedir ki bir erkeğin sözleri
Hiç bir dostu ve düşmanı aldatmaz;
Genç kızların cana değen gözleri
Doğruluktan başka bir şey parlatmaz.

Eğiliniz ey şerefler, ey şanlar,
Ey ırklara altın destan yazanlar!
Biz devlerin, fillerin
Diz çöktüğü kuvvetiz;
Eski, yeni dillerin
Anlattığı milletiz!…

Biz girdaplar, uçurumlar aşanız;
Elimizde mızraklar,
Önümüzde gök ve kızıl bayraklar
Dünyaların uçlarına koşanız.

Milletimiz her bir yalçın kayaya,
Her sahile tuğlarını dikendir;
Goluva’ya ve cihangir Roma’ya
Haraç salan fatih Hunlar bizdendir.

Bağrımızda şu çırpınan kalp kadar
Bir kuvvete eğilmez,
Elmas gibi parçalanır, ezilmez
Hangi ırkta kahramanlar kalbi var?

Bu kalptir ki alnı yüce kaldırtır,
Zafer için göğse iman getirir,
En büyüğe ve en güçe saldırtır,
Sarp yollarda: «İleriye!» dedirir.

Eğiliniz ey şerefler, ey şanlar,
Ey ırklara altın destan yazanlar!
Biz devlerin, fillerin
Diz çöktüğü kuvvetiz;
Eski, yeni dillerin
Anlattığı milletiz!…

Biz «Dünyanın Güzeli »ne âşıkız;
Baht yoluna çıkarak,
Tılısımlı kapılan yıkarak
Rüyamızı kucaklayan bir ırkız.

Biz o vakur Acem ile Arab’ın
Medeniyet tahtlarını parlattık;
Muhammed’in getirdiği kitabın
Beklediği bir cihanı yarattık.

Türklüğümüz her ufukta parıldar;
Kubbeleri haykıran,
Tezgâhları iş türküsü çağıran
Yüz memleket hâlâ bizi selâmlar.

Biz oyuz ki, uzun saçlı çobanlar
Ruhumuzun öz şirini çalarlar;
Bingöllerde bu sesleri duyanlar
En mübarek hülyalara dalarlar.

Eğiliniz ey şerefler, ey şanlar,
Ey ırklara altın destan yazanlar!
Biz devlerin, fillerin
Diz çöktüğü kuvvetiz;
Eski, yeni dillerin
Anlattığı milletiz!…

Bizi tamam elli asır dinledi;
Karakurum çölleri,
Kaf dağları, buzlu Baykal gölleri
Hür ve yüksek sesimizle inledi.

Bizim, mağrur kayserlere diz çöken
Hiç bir alçak askerimiz doğmadı;
Dârâ’lara sakıyelik eyleyen
Her esir kız başka millet evlâdı.

Tarihimiz Altay gibi uludur;
Onun her bir yaprağı,
Duman tüten yirmi milyon ocağı
Övündüren şereflerle doludur.

O şeyleri haykırır ki her biri
Altın sazla çalınacak destandır;
Her milletin kahramanlık şairi
Bu beyitsiz Şehname’ye hayrandır.

Eğiliniz ey şerefler, ey şanlar,
Ey ırklara altın destan yazanlar!
Biz devlerin, fillerin
Diz çöktüğü kuvvetiz;
Eski, yeni dillerin
Anlattığı milletiz!…

Biz atalar töresince gideriz
Tanrı ile hakana,
Bize hayat, hukuk veren vatana
Tatlı canlar kurban etmek isteriz.

Yurdumuzun en küçücük bir taşı
Bize Seylan incisinden üstündür;
Onun hafif gölgeli bir su başı .
Bize yeşil cennet gibi görünür.

Türk sesleri gelen her yer bizimdir;
Üç dünyanın üstünde,
Çök sedeften yedi deniz önünde
Parıldayan memleketler bizimdir.

O Turan ki, onun her bir bucağı
Bize nice hikâyeler nakleder;
Bin bir hakan sayan aziz toprağı:
«Hint’ten, Çin’den önce doğan benim!» der.

Eğiliniz ey şerefler, ey şanlar,
Ey ırklara altın destan yazanlar!
Biz devlerin, fillerin
Diz çöktüğü kuvvetiz;
Eski, yeni dillerin
Anlattığı milletiz!…

Bize herkes saygısını takınsın;
Bize tamah besleyen,
Bir Afrika aslanının dişinden
Kurtulmayan avcı gibi sakınsın!

Yeryüzünde her kim Türk’e düşmansa
Onun kam bizim için kevserdir;
Bu kanlarla hatta Kâbe boyansa
Ora bize şafak doğmuş bir yerdir.

Hiç bir zalim kuvvet bizi sarsamaz;
Yerler, gökler durdukça,
Göğüslerde kalplerimiz vurdukça
Bu Türklüğe kimse mezar kazamaz.

Bilinsin ki, en son nisan bu ilin
Son tahtına güllerini serpecek.
En son doğan baygın güneş, bu neslin
Hür alnını nurlariyle öpecek.

Eğiliniz ey şerefler, ey şanlar,
Ey ırklara altın destan yazanlar!
Biz devlerin, fillerin
Diz çöktüğü kuvvetiz;
Eski, yeni dillerin
Anlattığı milletiz!…
Ey kardaşlar uyanın,
Şu Türklük'e can verin;
Hep arılar kovan'ın
Turan-ili Türkler'in!
Mehmet Emin Yurdakul
Sayfa 11 - Haşmet Matbaası - 1973
Ey milletim! Sen bundan tamam beşbin yıl evvel
Altaylar'da yaşarken
Tanrı’n sana dedi ki, “Ey Türk ırkı, bu yerden
"Güneşlere süzülen kartal gibi uç, yüksel!
Senin her bir kuvveti râm edici ellerin
Bütün mağrur başlara yıldırımlar saçacak;
Sana Çin’in, İran’ın, Hind’in, Mısr’ın, her yerin
Er isteyen tahtları kollarını açacak!”
Sen bu sesin önünde rüzgâr gibi dolaştın;
Sert yelesi dikilen arslan gibi savaştın.

İlk filleri tanıyan
Buzlu Alpler, Kafkaslar..
Tûfanlarla çağlayan
Coşkun Niller, Araslar
Senin gibi bir yiğit ve bir ulu milleti
İnsan-oğlu doğduğu gündenberi görmedi.
Sen her yerde fütûhat türküleri çağırdın;
Kara Hanlar, Oğuzlar,
Attilalar, Cengizler, Timurlenkler, Yavuzlar
Senin geniş göğsünü kabarttıran ecdâdın.
Sen tuğunu diktiğin üç dünyânın üstünde
Beyaz, siyah ırkların dillerinde anıldın;
Şark’ın, Garb’ın yüzlerce putlarının önünde
Kılıç ile kalkanın bir Tanrı’sı tanındın.
Tahtlar yıktın; lâkin sen mihrâblara kol gerdin;
Taçlar aldın; lâkin sen milletlere hak verdin.
Sen de kanlı meydanda
Bir yakıcı ateştin;
Lâkin başka zamanda
Isıtıcı güneştin;
Toprağında ne zâlim engizisyon pençesi,
Ne de kanlı, mâtemli Saint-Barthelemy gecesi!..
Senin ru’yan yalnız mülk fetheylemek değildi;
Sana ilmin, hikmetin..
Sana aklın, mantıkın.. Sana şi'rin, san'atın
Bütün mağrur surları, takları da eğildi.
Senin herbir kervanın İsfahan’dan, Pekin’den
İncilerden değerli metâ'ları taşırdı;
Korkunç Gobi-çölü’nden, İskender’in seddinden
Fikri, dini, her şeyi senin gücün aşırdı.
Sen dünyâya inkılâb tohumları serpendin;
Terâkkinin çiftçisi, hasatçısı hep sendin.
Senin büyük Fârâbî’n,
İbn Sînâ’n, Mevlânâ’n,
Zemahşerî’n, Buhârî’n,
Daha birçok ulemân
Taassuba, vahşete, cehle yumruk urdular;
Muhammed’in yurdunda medeniyet kurdular.



Sen idin ki Şark’ta bir Türk dünyâsı yarattın;
Onu altun kubbeler
Gök-çinili mihrablar, işlemeli türbeler,
Medreseler, çeşmeler, köprülerle donattın.

Senin yalnız Orhun’un, Semerkand’m, Turfan’ın
Nasıl büyük bir millet olduğunu anlatır;
Bu illerin her taşı, her divanı Turan’ın
Yaşadığı şerefli asırları parlatır.

Gösterir ki medenî olmadığın yalandır;
Sana yalnız, “Demir el” denilmesi bühtandır.

Pençen gibi kafan da
İlinkinden üstündür;

Aşkın kadar zekân da
Medeniyet içindir.

Sen doğmamış olsaydın, dünyâ geri kalırdı;
Gök-kubbenin altında her yeri yas alırdı.

(.....)
Mehmet Emin Yurdakul
Sayfa 13 - Haşmet Yayınların - 1973
- Turanın Aziz Kızlarına -

Ninni yavrum, sesler sustu ninni;
Göğsüme ay gibi yaslan ninni;
Gümüş göller gibi uyu ninni;
Mahmur seher gibi uyan ninni.

Ülker sana parıldasın ninni;
O, tâli'in çerâğıdır ninni;
Altay seni kutlulasın ninni;
Bu Türklük’ün Tur-dağı’dır ninni.

Ninni bir ak-doğanımsın ninni;
Bingöller’in baharısın ninni;
Boğa-dağı ceylanımsın ninni;
Bozkırlar’ın rüzgârısın ninni.

Pâk südümü em, arslan ol ninni;
Aşklar sunsun bağrım sana ninni;
Kurtarıcı kahraman ol ninni;
Ömür versin Tanrı’m sana ninni.

Ninni, vatan sefil kalmış ninni;
Bak ‘Irâk’ın bağrı yanık ninni;
Rumeli’yi yaslar almış ninni;
Anadolu ıssız, yıkık ninni.

Kafkas, yetim toprağındır ninni;
Bu yurtları unutma sen ninni;
Ceyhun dertli ırmağındır ninni;
Gözyaşını kurutma sen ninni.

Ninni ıssız ocaklar var ninni;
Zindan olmuş şehirler var ninni;
Yol gözleyen bucaklar var ninni;
Kırılacak zincirler var ninni.
Mehmet Emin Yurdakul
Sayfa 25 - Haşmet Yayınları - 1973
“Buyurunuz kahvenizi!”
Baktım: Bir kız, köy kızı!..
Yanağının çıkıklığı, mini mini ağızı,
Her bir hâli: “Anadolu goncasıyım!” demekte.

İç çekişi, titrek sesi, o kızarmış gözleri,
Melûl melûl bakışları, bükük boynu, her yeri...
Birçok şeyler okutuyor bu acıklı çiçekte!..

“Kızım, senin anan, baban, kimin, kimsen var mı?
“var..”
“Neredeler?”
“Onlar, bacım hepsi böyle kaldılar.”
“Nerelisin?”
“Bolu’luyum.”
“Niçin geldin?”
“Bunaldık;
“Tarlamızı süremedik; yiyeceksiz, aç kaldık.”
“Pekiy, senin İstanbul’a gelmen ile n’olacak?”
“Benim birkaç yıllığımla babam öküz alacak!..”

“Ne acıklı bir hâldir bu?..Baba evlâd satıyor;
Bir ma‘sûmun gözlerine her gün yaşlar doluyor;
Bir el onun bal ömrüne her gün ağu katıyor;
Bir çift öküz uğurunda bir kız kurban oluyor.

Bâri sizler dokunmayın, şu yuvasız kuşçuğa;
Dokunmayın memleketin şu bereli gülüne;
Dokunmayın annesizdir; dokunmayın, çocuğa;
Dokunmayın şimdi ağlar; dokunmayın gönlüne!...
Mehmet Emin Yurdakul
Sayfa 82 - Haşmet Yayınları - 1973

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Turan'a Doğru
Alt başlık:
Ey Türk Uyan
Baskı tarihi:
1973
Sayfa sayısı:
110
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ergenekon Yayınevi
uran'a Doğru ilk defa 1918 yılında yayınlanmıştı. Büyük Şair'in doğumunun 104. yıldönümünde yapılan bu baskısı, eserin yeni Türk harfleriyle ilk defa yayınlanışıdır. (Sunuştan)

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • Atsız

Kitap istatistikleri