Kendi değerlendirmemi de kapsayan Bora Erdağı’nın, 10.01.2017’de Birgün’de yayınlanmış, çevirmeniyle röportajını ilginize sunarak, okuması beni hayli yormuş bu esere dair alıntılarımı noktalamak istedim. Tanıl Bora’nın insanüstü çevirmenlik emeğine saygılarımla…
Bloch’un ‘Umut İlkesi’ni Almanca aslından çeviren Tanıl Bora, “Bloch, fakirin ekmeği olan umuda dikkat kesiliyor; o umut dünyasında boş hayal, yanılsama, avuntu olarak görülen motiflerin kaynaklarına bakmaya çağırıyor bizi” diyor.
BORA ERDAĞI
Umudun ve cesaretin arandığı bir coğrafyada ve tarihsellikte bulunduğumuz aşikâr. Almanca aslından çevirdiğiniz Ernst Bloch’un Umut İlkesi bizim bu arayışımıza nasıl bir katkıda bulunabilir?
Bu zor bir soru, zira Umut İlkesi “eylem kılavuzu” mahiyeti taşımıyor. Gerçi, Bloch’un kitabı yazdığı dönemdeki bakışıyla, “dünyanın selâmetini” Sovyetler Birliği’nin reel-politikasında aradığı yerler yok değil. Fakat kitabın kalıcı ve aslî yanı oralarda değil.
Umut İlkesi’nin sağlayacağı katkı, sanırım öncelikle umudu bizzat bir güç kaynağı olarak tanımlamasında. Güç kaynağından da önce, onu insanın insan olmasını sağlayan bir ‘dürtü’, bir ‘itki’ olarak anlamasında. Hep daha iyisini istemek, hep “başka türlüsünü” hayal etmek, “başka türlü bir şey” tasavvur etmeye çalışmak; bastırılabilen, şekli veya mecrası değiştirilebilen, fakat kaybolmayan, hep orada olan bir insan istidadı, ona göre. İnsanın yetinmezliği, ‘doymazlığı’, hevesi, merakı, umuda su yürümesini sağlıyor.
Türkçedeki “umut fakirin ekmeği” deyimini bilseydi, zannederim üzerine atlardı Bloch. Bu söz, tevekküle yorulmaya müsait konformist karakteriyle de onun ilgisini çekerdi. Zira Bloch, umudun, fakiri, ezileni “boş” hayallerle oyalıyor olsa bile, onun fakirin bir potansiyeli olduğunu düşünür. Fakir harekete geçecekse,